Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
“onca yoksulluk varken” benim en sevdiğim romain gary kitabıdır ki çok öğrencime de okutup sevdirdiğimi biliyorum. émile ajar takma adıyla yazılan bu romandan sonra pek çok gary kitabı okudum. o ilk hazzı hiç almadım diyordum, “kral salomon’un bunalımı’nı okuyana dek…
gary ve ajar yazarlığının farkını düşünürken birden aydınlandım. sonuçta intihar notunda açıkladığı bu kimliği açık etmemek için ajar adıyla yazdığı romanlar birbirine daha çok benzemeliydi. o yüzden “kral salomon’un bunalımı” da aynı saf ve sevecen anlatıcı, aynı yaşam sevgisini içeriyor “onca yoksulluk varken’le. aynı biçimde yaşarıyor gözleriniz üstelik hem hüzünden hem mutluluktan.
oysa gary kitaplarında çok daha kekremsi bir tat var. intihara giden yolu görüyorsunuz. oysa şimdi şu elimdeki romandan 1 yıl sonra yazarım intiharı bana olanaksızmış gibi geliyor.
anlatıcı jeannot’un taksisine aldığı hazır giyim kralı salomon’la çalışmaya başlamasıyla açılıyor roman. salomon 84 yaşında. yahudi. zengin. hayatını SOS adında kendi evinde konuşlanmış bir yardım hattına adamış. onun dışında düzenli yardım ettiği tonla yaşlı var.
salomon’un bu iyiliği romanda anlatıcı tarafından da amerikalı arkadaşı chuck tarafından da uzun uzun sorgulanıyor. bireyciliğin bu kadar öne çıktığı bir zamanda bu adam ne yapmaya çalışıyordur? chuck her zamanki felsefi teoremleriyle onun kral süleyman kompleksi çektiği ya da yahudilerin yaptığı gibi tanrıyla kavga ettiğini savunur.
salomon ölmeye hiç hazır değil. ölmeye hiç niyeti yok hatta.
sonra bir gün gitmesiyle matmazel cora giriyor jeannot’nun hayatına. 64 yaşında bir eski şanson. üstelik salomon’la kişisel tarihleri var.
bizim jeannot dünyayı sırtında taşımak gibi bir sorumluluk üstlendiğinden yaşlı kadını kırmamak için onla yatmaya başlıyor. ama hep ayrılmaya çalışıp ayrılamayacağı fikriyle yaşıyor.
tam bu arada kapıyı çalan aşk, cora’yla çetrefilleşen işler, salomon’un inadı bizim jeannot’yu iyice zorluyor. ama sonunda voila! öyle tatlı bir biçimde bitiyor ki roman.
kendini sözlüklerde bulan jeannot’nun bunu aslında hayatın zorluklarından kaçmak içim yapması, okumamış bir serseri ama dünyanın en iyi insanı olması, hatta cora’nın deyimiyle kendisine en az benzeyen insan olması o kadar güzel bir biçimde veriliyor kü.
yine salomon, onun yaşam hırsı, sonlara doğru anladığımız inadı, babacanlığı çok derinlikliydi. sonlara doğru delirip de beni orospulara götürün diye kükremesi ve hayatından kaygılı 5 genç eşliğinde orospulara teslim edilmesine kahkahalarla güldüm.
cora’nın yaşadıkları, bir nazi askerine aşık olması ve bunu anlatırken, bu aşkın tüm kariyerine ve salomon’a mâl olmasını anlatırkenki bilgeliği, intihara kalkışmasıyla her şeyi çözüp başrole kraliçeler gibi kurulması nefisti.
tüm bu olayların ardında insanın sorumluluğuna, dünyada olup bitene, kötülüklere cevabımıza, onurla yaşamaya dair bir roman aslında. ve bu kadar umut verici bir biçimde bitmişken yazarın ertesi yılki intiharı her şeyi bombok ediyor. teoriler çöküyor.
tahsin yücel çevirisini kötüleyenler var. bu muhteşem çeviriyi okusunlar isterdim. o saflığı, sözlük maddelerini, yanlış kullanımları, sokak jargonunu ve basitliği nasıl ustalıkla çevirmiş.













