Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
iki uzun hikayeden oluşuyor bu kitap. biri nahid sırrı’nın yayımlanan ilk öyküsü, fransa’da yayımlanmış. kibar fahişe zeynep tam batılılar için yazılmış oryantalist bir öykü aslında.
nahid sırrı kendisi âlüfte zeynep diye çevirmiş aslında türkçeye, serdar soydan söyledi, bence daha güzel olurmuş.
zeynep bahtsız bir kadın. güzelliği başına dert. güzelliği yüzünden çerkez sanılmasını anlatırken nahid sırrı türklere bir güzel geçirmiş :) sonra zeynep’in tiksine tiksine yattığı adamları betimlerken de müslüman diyor :) böyle arkalardan fışkıran şeylere bayılıyorum.
zeynep’in çocukluğu ve ana babasının bir göz odada çocukları yanında sevişmesi, o sefalet, erkek çocukların erginleşmesi ve memeleri büyüyen zeynep’i hemen baş göz etmeleri inanılmaz natüralist bir anlatım. değme yazarlarda bulamazsınız.
ama sonra zeynep’in evlenmesi sonrası oryantalist unsurlar öyküye giriyor. tabii haremler, hamamlar, yeniçeriler…
sonrasında ise yelkenleri romantizme kırıyoruz. onca zorluk yaşamış, feleğin çemberinden geçmiş zeynep bir aşık oluyor ki binbir gece masalları misali anlatılıyor.
kıyafetler, takılar ve kadınların birbirine olan davranışlarıyla nahid sırrı bu ilk yayımlanan öyküsünde yolunu çizmiş bence.
ikinci öykü sultan’ın öfkesi, avcı mehmet’in mutsuzluğuna odaklanıyor. aslında hakkaten bir padişahın psikolojisine bu denli odaklanmak nahid sırrı’nın kafasının nasıl çalıştığını bize biraz hissettiriyor. ve tabii burada da padişah ve adamlarının geçtikleri ya da konuk oldukları köylülere, kadınlara neler yaptığını tarih kitaplarında okuyamazsınız.
bence bu öykü de sultan hamid düşerken’in nasıl bir beyinden çıktığını bize gösteriyor.
nahid sırrı’yla tanışmak isteyenler için bir oturuşta hop diye bitiverecek iki öykü.












