Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
YouTube kitap kanalımdaki Azerbaycan edebiyatı videosunda bu muhteşem kitabı önerdim: youtu.be/FM7RoOXGSok
Hayatımda ilk kez Azerbaycan edebiyatı okuyorum ve bana başlıktaki cümleyi kurduran muhteşem bir kitap önermek istiyorum bugün size: Beş Katlı Evin Altıncı Katı.
Hayatınızda hiç Anar Rızayev diye bir yazar duydunuz mu? Açıkçası ben de sizler gibi duymamıştım. Kitaplarını okudukça da neler kaçırdığımı fark ettim. Reklamlar önümüze o kadar çok popüler yazar fırlatıyor ki, biz bunlar arasından kendi zevkimizi ve keşfedilmemiş harika kitapları bulamıyoruz.
Bence Ak Liman ile Beş Katlı Evin Altıncı Katı kitaplarında, mesela #y:694'ın novellalarından çok daha derinlikli duygular var. Yani Zweig ne kadar okunuyorsa Rızayev de bir o kadar okunmayı hak ediyor. Okura duygunun geçişi desen var, karakter işçiliği desen var, kurmaca desen var... Ama ne yazık ki popüler kültür bizim bu tür yazarlarla tanışmamızı engelliyor.
İtiraf ediyorum, Anar Rızayev'i okumadan önce bu kadar güzel kitaplarla karşılacağımı düşünmüyordum. "Kimmiş ya bu Anar Rızayev sanki?" modunda takılıyordum. Sonrasında kitabın neredeyse her cümlesiyle birlikte bir kuyuya düştüm. Bazen kuyudan tırmanıp dışarı çıkmaya çalıştım bazen de o kuyunun bana sağladığı küçücük mekanlarla barıştım. Bu kadar abartmama bakmayın, ben bir kitabı abartıyorsam emin olun ki boşuna abartmıyorumdur.
Hadi gelin, sizi harika bir alıntıyla tanıştırayım bu kitabın içinden:
"Ben hiç kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ve şimdiye dek hiç kimseye de seni sevdiğimi söylemedim. İşte en büyük hakikat budur." (s. 84)
Şu sevginin güzelliğine ve mahremliğine bakar mısınız? Ama gerçekten bakın. Sadece okuyup geçmiş olmak için okumayın. Düşünün, içselleştirin ve şimdiki herkese açık Instagram ve Twitter sevgileriyle birlikte karşılaştırın. Şimdi herkes evlendiğini, sevdiğini, hatta en çok kendisinin sevdiğini diğer herkese kanıtlamanın peşinde. Bu alıntıda ise hiç kimseyle paylaşılamayan, tek birisiyle paylaşılırsa bile o sevgiden bir şeyler kaybedileceğini düşündüren bir empati gizli. Ne saf bir sevgidir bu! Hem de ne gösterişsiz.
Bu kitabın ana karakteri ne kadar Zaur olsa bile ben hep Tahmine'yi bir merkez olarak düşündüm. Aşk şehri Paris'te bir Zafer Takı vardır, belki görmüşsünüzdür. Paris'te bütün yollar ona çıkar, onda birleşir. İşte Tahmine'nin de bir Zafer Takı olduğunu düşündüm ben. Ona çıkan yollar ise Nimet, Manaf, Spartak, Muhtar ve Zaur'du. Hepsi tek bir kişide birleşiyordu işte.
Biz de bazen bir kadını ya da bir adamı hayatımızın merkezine koyarız, bütün yolların istisnasız ona çıkmasını isteriz. Bazen yol çalışması olur o yollarda. Bazen de işaretlere anlam vermekte zorlanırız. Yanlış yollara girer dururuz. Ama ne güzeldir direksiyonu yanlış yollara çevirmek... Onlara gire gire doğru yolların tabelasını gösterir hayat bize.
Bütün bunları bana yazdıran Anar Rızayev'e ise minnettarım. İnsanın içinde saklı kalmış en doğal duyguları dışarıda top oynamaya çağıran bir yazar bence Anar Rızayev. Ben de duygularımla birlikte top oynamayı öğrendim, bile bile gol yedim kendi kaleme, onlarla birlikte arabalar sürdüm, kumdan kaleler yapıp ayağımla bir bir üstüne bastım bu kitapla, çok zevk aldım onu okurken.
Hatta yetmedi gittim filmini de izledim, Təhminə adında. Filmler, kitaplardan bir şeyler kaybolmasına sebep oluyor diye düşündüm. Diziler, filmler ya da videolar, kitapların yerini asla tutmuyor. Ben o siyah beyaz satırların aklımda rengarenk olabilmesine tutkun biriyim. Yine de bu kitabı okuyanlar Təhminə filmini de izlesinler. Onların gözlerindeki gerçek, çocuksu sevgiyi görsünler, içlerinde hissetsinler.
Azerbaycan edebiyatı okuyalım, okutalım. Bu kitapların daha çok kişi tarafından bilinip okunması amacıyla Azerbaycanlı takipçilerime sesleniyorum: Ak Liman ve Beş Katlı Evin Altıncı Katı kitaplarını daha çok okur keşfetmeli, okumalı ve hissetmeli!










