Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
YouTube kanalımda Pal Sokağı Çocukları kitabını yorumladım:
https://youtu.be/0QsuJ9RyBtA
Daha dün Kitap Ağacı Kitap Buluşması'nda bir çocuğa "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diye sordum. Bana "YouTuber" dedi. Burada bir sorun var. Bu incelemede bu sorunu çözmeye çalışacağım.
Küçük Prens 'in en azından bir gezegeni vardı. Küçük Kara Balık 'ın en azından bir göleti vardı. Peki Pal Sokağı Çocukları 'nın elinde ne vardı?
Çocukluğumu hatırlıyorum da, kirlenmesini hiç istemediğim yeni alınmış giysilerle, istediğim zaman edinebileceğim renkli oyuncaklarla, televizyondan istediğim zaman izleyebildiğim zevkli çizgi filmlerle doluydu. Pal Sokağı Çocukları 'nın ise nedense hiç böyle dertleri yoktu. Onların derdi ebeveynlerinin onları içine attığı yaşam mücadelesinde bütün çocukluklarıyla ayakta durabilmekti.
Kitabı okumuş olanlar az çok Nemençek karakterinin ebeveynlerde bile bulunmayan çocuk cesaretinin nasıl olduğunu, aralarında kurdukları çocukça bir rütbe hiyerarşisinin askeri bir düzenle yönetilen ülkeleri hatırlattığını, üniformalarının içinde kaybolan bedenlerinin bütün savaşlara inat sempatikliğini bilirler. Bu incelemede daha çok bizim sokağın çocukları yla Pal Sokağı Çocukları 'nın karakterlerini karşılaştıracağım.
Çocukların sokakta oyunlar oynayıp birbirleriyle çocukluklarını geçirebildiği son yılları yakalamıştım. Aslında çocuklar sokaklara, sokaklar da çocuklara aitti. Bir çocuk için en önemli tanışma, oyun ve sosyalleşme mekanı olabilecek sokaklar 21. yüzyılda teknolojik bir evrim geçirmişti. Ebeveynler artık çocuklarını tabletlerdeki ve telefonlardaki sokaklarla başbaşa bırakıyorlardı. Oyunlar dijitalleşmişti ve samimiliğini kaybetmişti. Ama onlar da haklıydı! "Sokak çocukları" söz öbeğinden korkan ve görmezden gelen insanların arasında buna şaşılmamalıydı. Hiçbir ebeveyn çocuğunun "sokak çocuğu" olmasına göz yumamazdı!
Çocukluğum boyunca hiçbir zaman futbol sevdam olmadı. Keza şimdi de olmadığı gibi. Galatasaray'ı tutuyorum ama bakmayın, zenginlikleriyle kendi zenginliklerini doyuranlar ordusu. Bu yüzden de arayışlarıma cevap bulabileceğim, kendi oyun ihtiyacımı karşılayabileceğim verimli bir çocukluk çağım olmadı. Zaten bizim sokağın çocukları akşam ezanında evlerine çağrılan, sokaktan sonra birbirlerini unutup parçacıl hayatlarına devam eden insanlardı. Peki Pal Sokağı Çocukları'nın bizim çocuklardan ne farkı vardı?
Pal Sokağı Çocukları'nın vicdanı, merhameti, içlerinde bitmek bilmeyen dayanışma duygusu, aralarında kurdukları ebeveynlerinin bile beceremediği nitelikteki çocukça sistemleri kıskanılacak nitelikteydi. Milyonlarca ölü çıkarılıp kimsenin kazanmadığı savaşlarda sadece 1 tane şanlı bir ceset çıkarıp aralarındaki bütün sorunları çözebiliyorlardı! Biz, ebeveynler ve yetişkinler olarak çocuklar gibi olmayı hiçbir zaman başaramayacaktık. Yaşımız arttıkça içimizde çocukluğumuza duyduğumuz özlem de doğru orantılı olarak artacaktı.
Eskilerin sokaklarındaki çocuklar ellerindeki milyarlarca liralık teknolojik aletlerle değil, içlerindeki duygu değişimleri, birbirlerine karşı duydukları çocukça özlem ve beraber hissettikleri dayanışma duygusunun getirdiği manevi değerle sevinçlerine karşılık bulurdu. Teknolojiyi yaratan bizler ne kadar onun için köleleşirsek, doğanın içinde en özgür hareket etmesi gereken çocuklar da onun köleleri olarak hayatlarına devam ederdi. Kafka'nın kafesi teknoloji, kuşu ise çocuklar olurdu . Ama ülkenin sokaklarında güven kalmamış olması, ebeveynlerin çocukları artık yanlarında görmek istemesi gibi çağdaş ikilemler, çocukların "herhangi bir sokak çocuğu" ya da "X sokağı çocukları" olması arasındaki ince sınırdı.
Benim çocukluğum kendi adıma herhangi bir sokak çocuğunun hayatı ve Pal Sokağı Çocukları'ndan bir çocuğun hayatı arasında bir yerdeydi. Şu an hiçbir çocukluk arkadaşımın olmaması bu duruma en iyi örnektir. Biz insanlar olarak sokakları ne kadar tehlikeleştirir ve güvensizleştirirsek çocuklarımızı da evlere hapsederiz. Oysaki çocuklar ilk olarak sokaklarla sosyalleşir ve sokakl













