Ümit Mutlu
5 Mart 2026
Harikulade bir roman daha. Bugünlerde çok güzel şeyler okuyorum üst üste.
Bin yılı kapsayan koca bir öykü, tesadüflere zorlanan hakiki karakterler, 20. yüzyılın oryantalist kültür destekli bakış açısı ve inandırıcı bir aşk hikayesi. Tekmili birden bu kitapta!
Ömer Hayyam, Hasan Sabbah, Nizamülmülk ana ekseninde ilerliyor, özellikle kitabın bin yıl öncesini anlatan bölüm, yanlarında da tabii ki bir dolu yan karakter. Doğunun İslam'la henüz örselenmemiş olan bütün mistisizmi iliklerimize işliyor. İsfahan'da, Tebriz'de, Nişapur'da yürüyoruz enikonu. İkinci kısımda ise Titanic'le başlayan ve yine hakiki karakterlerle bezenen, bu kez Molla yönetimi sonrası -ve aslında maalesef bir de öncesi- modern İran'ın kuruluşuna, bir devrime tanıklık ediyoruz. Hakikaten insanı sanki bir uçan halıya bindirip her yere sürüklüyor kitap. Müthiş akıcı ve etkileyici. Öğrettiği şeyler de cabası.
"Eskileri ele alalım. Yunanlıları, Hintlileri, benden önceki Müslümanları. Tüm bu konularda pek çok kitap yazdılar. Yazdıklarını yineleyecek olursam, benim işim nafile olur. Onlara karşı çıksam, ki bunu hep istedim, benden sonrakiler de bana karşı çıkacaklar. Bilginlerin yazdıklarından geriye, yarın ne kalacak? Kendilerinden önce gelenleri karalamaları. Başkalarının kuramlarını nasıl yıktıkları belki anımsanacaktır ama kendi kurdukları kuramlar da başkaları tarafından yıkılacaktır, hatta ardından gelenlerce alaya alınacaktır. Bilinen yasadır bu; şiirde böyle bir yasa yoktur, sonraki ondan öncekini asla yadsımaz, ardından gelen de onu yadsımaz! Yüzyılları, büyük bir rahatlıkla aşar. İşte bunun için Rubaiyat'ı yazıyorum. Bilimde beni hayran bırakan nedir bilir misin? Onda, şiirin yüceliğini bulurum, matematikte sayıların baş döndürücü tadını, astronomide evrenin gizemli mırıltısını. Ama bana gerçek olandan lütfen söz etmeyin!"
diyor Ömer, bir de ölümü o kadar güzel tanımlıyor ki bir yerde:
"Aynı şaraptan tattık ama, benden iki üç kadeh önce sarhoş oldular."













