Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
YouTube kanalımda Sevda Sözleri kitabını önerip en sevdiğim şiirlerden bahsettim:
https://youtu.be/ZHFew7sBSeE
Cemal Süreya ile tanıştığım kitap olmuştur. Tanışma ki ne tanışma hem de...
Hayatımda ilk kez Cemal Süreya okuduğum için kitabın başlarında epey zorlandım açıkçası. Fakat sonra kendime göre bir yöntem geliştirdim. Evet... Cemal Süreya'nın beyninin içine girmek. Kitapta geçen o büyülü ve anlamları oldukça kapalı dizeleri başka türlü anlayamayacağımı düşündüm. İkinci Yeni akımını en iyi temsil eden bu alabildiğine özgür, alabildiğine serbest, alabildiğine İkinci Yeni olan ve şiirin anayasaya aykırı olduğunu söyleyen bu adamın beyninin hücrelerine kadar girmeye karar verdim. Turgut Uyar okurken anladığım satırları Cemal Süreya okurken anlayamıyordum ve bir insana böyle dizeleri yazdıran hücrelerin orada gerçekten neler yaptığına dair çok meraklandım. Ve başlıyoruz.
Beynini alıp içine baktığımda herkes gibi Cemal Süreya'nın beyninde de 5 duyuya ait merkezler vardı.
Bunlardan 1.si olan koklama merkezinde sigaraya karşı gelişmiş olan dehşet bir sinestezi vardı. Sanki Cemal Süreya sigarayla ve sigara içerek görüyordu dünyayı. Her ne kadar kendim olarak sigarayı sevmesem de bir insan sigarayı nasıl bu kadar sevebilir dedim ve beynindeki hücrelere baktığımda hepsi gerçekten de sigara içiyordu. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.
2. merkezimiz olan duyma merkezinde "Ölüyorum tanrım / Bu da oldu işte. / Her ölüm erken ölümdür / Biliyorum tanrım." ve "Ama kadınlar, Tanrım, / Öyle sevdim ki onları, / Gelecek sefer Dünyaya / Kadın olarak gelirsem, / Eşcinsel olurum." gibi dizeleri Cemal Süreya'ya yazdıran ve Tanrı'yla arasındaki konuşmaları gerçekleştiren hücrelere bakmak zorundaydım. Evet, hücrelerin hepsi de namaz kılıyorlardı ve hepsinin de Tanrı inançları vardı. Onun dediği sözleri duymuşlardı ve bunlar artık Cemal Süreya'nın beyninde bir yakarış halini almıştı. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.
3. merkezimiz olan görme merkezinde Cemal Süreya'nın dünyayı nasıl gördüğünü anlamaya çalışırken kitabında kullandığı ve hakkında hiçbir fikir sahip olmadığım katırtırnakları, Alucra, Ceylanı bahri, tuyuğ, talvek, dulda, Dorothy Lucy, Prudhon sosyalisti, çağanoz, pavurya, Peleponez, Kişverkişan, Ağu, muhannetlik, mekkare, svidrigavlov, astrakon, siraküza, cürmümeşhut, ürüzger gibi kelimelere rastladım. Cemal Süreya'nın yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük ve çevirmenlik yaptığını bildiğim için bir insanın aslında bu kadar kelime haznesi olduğuna şaşırmıyordum. Çünkü beyninin içindeki görme merkezinde bütün hücreler gerçekten de kitap okuyordu. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.
4. merkezimiz olan tatma merkezinde Cemal Süreya'nın dünyayı rakılarla, biralarla yani genel olarak alkolle tattığını gördüm. Hücrelerinde ise durum değişmiyordu. O merkezdeki bütün hücreler gerçekten de ölümüne içiyorlardı. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.
5. merkezimiz olan dokunma merkezinde Cemal Süreya'nın dünyayı ve zamanı erotizmle, cinsellikle ve tensel temasla açıkladığının farkına vardım. "Seni kucağıma alıyorum / Tarifsiz uzuyor bacakların" ve "Yoksuluz gecelerimiz çok kısa / Dört nala sevişmek lazım" gibi dizelerin sahibinin dokunma merkezindeki hücreleri görmek zorundaydım. Evet, oradaki bütün hücreler de gerçekten sevişiyorlardı. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.
Ben, Cemal Süreya'yı bir Jazz müzisyenine benzetiyorum. Neden mi? Çünkü Jazz müzik türü de alabildiğine özgür, alabildiğine serbest ve diğer türler arasında sivrilen bir türdür. Hiçbir kuralı dinlemeden bazen hızlı, bazen yavaş, bazen acıklı, bazen sevinçli olur o da. Yani Jazz da aslında müziğin anayasasına aykırı bir türdür diyebiliriz. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.
İşte ben de Cemal Süreya'yı bir Jazz müzisyeni edasında, saksafon olarak kullandığı enstrümanı kocaman bir sigara olarak, bu kocaman sigaranın tuşlarını da hayatında birlikte olduğu kadınlar olan Tomris, Seniha, Güngör, Zuhal vs. olarak, bu sigaradan çıkan dum













