Bülent
5 Mart 2026
Yorumun tamamını okumak için:
https://kayiprihtim.com/inceleme/enstitu-incelemesi-stephen-king
Eski King tadını aldım, bu beni sevindirdi. Sayfaları heyecanla çevirdim. Lakin son bölüme (son 30 sayfa) hiç gerek yoktu. Roman sanatı adına keyfimi kaçırdı.
Meraklı bir okurun gözünden bazı çeviri sorunları ve övgüler:
3. Baskı Sayfa 11: Kusursuz derece normal boyunu (bir elli beşten azıcık uzundu) sergileyecek şekilde doğruldu, gözlüklerini burnunun üzerinde geriye itti ve elini kaldırdı. Bir terslik olduğunu fark ettiniz, değil mi?
1.55? Normal? Tabi ki 1.55 boya anormal demeyeceğim ama özellikle boyu normal diye anılan bir adam için çok kısa.
Özgün metne bakalım: He stood up to his perfectly normal height (five-ten and a fraction), pushed his glasses up on his nose, and raised his hand. Biz nasıl 1 metre 70 cm bir insana kısaca 1.70 diyorsak İngilizcede de 5 feet ve 10 inch olan bir insana 5.10 deniyor. Yani adamın boyu metrik sistemde 1.78 civarı.
Sayfa 43: Bazen bir polis memuru ya da eyalet polisinden biri onları kovalayıp ceza yazıyordu (veya 0.9 yolu üzerinde üflerlerse onları içeri alıyorlardı) fakat hafta sonları görevde olan dört DuPray polis memuruyla bile tutuklamalar nispeten az gerçekleşiyordu. 0.9 yolu üzerinde üflemek?
Özgün metin: Sometimes a deputy or an SP trooper would run one of them down and write him up (or jail him if he blew .09), but even with four DuPray officers on duty during weekend nights, arrests were relatively rare.
Amerika Birleşik devletleri alkollü araç kullanma sınırı: 21 yaş üstü için kandaki alkol yoğunluğu % 0.08’in altı.
İlginçtir çevirmen, özgün metindeki sayının kesrini de değiştirmiş. Sanırım bir mantığa oturtmak için yapmış bunu. Çünkü .09 ifadesinin 0.09 anlamına geldiğini bilmiyor olamaz.
Sayfa 79:
"Enstitü’ye hoş geldin,” dedi kız.
"Hâlâ Minneapolis’te miyiz?”
Kız güldü. “Pek sayılmaz. Maine’deyiz. Medeniyetten uzakta. En azından Maureen’e kalırsa öyle.”
“Maine mi?” Başını, şakağına bir darbe almış gibi şiddetle salladı. “Emin misin?”
Özgün metne bakalım:
“Welcome to the Institute,” she said.
“Are we still in Minneapolis?”
She laughed. “Not hardly. And not in Kansas anymore, Toto. We’re in Maine. Way up in the williwags. At least according to Maureen, we are.”
“In Maine?” He shook his head, as if he had taken a blow to the temple. “Are you sure?” O güzelim Oz Büyücüsü göndermesi çeviride yok oldu. Neden? Çevirmen göndermeyi anlamadığı için sildiyse çok kötü. Çünkü ileriki sayfalarda bu ifade anılıyor:
Sayfa 99:
Kalisha’nın, Kansas’ta olmadığı kesin, deyişini anımsadı. He thought of Kalisha saying Not in Kansas anymore, Toto.
Burada da “Oz Büyücüsü” göndermesi tam aktarılamamış. Gerçi aktarılsa da önemli değil çünkü ilk bahsedildiği an çevrilmemiş.
Sayfa 109:
“Onu Arka Devre’ye götürdüklerinde Bobby Washington’ın, testlerinin bittiğine dair şüpheleri olduğunu mu sanıyorsunuz? Ya da Pete Littlejohn’un? Tanrım, beyinler bir avuç barut olsa o ikisi sümküremezdi bile.” “Do you think Bobby Washington had any doubts that his trials were over when they took him to Back Half? Or Pete Littlejohn? Jesus Christ, if brains were black powder, those two couldn’t have blown their noses.”
Bu King’in 1977’de yayınlanan Shining romanında (Medyum) da yaptığı bir benzetme:
If brains was black powder he couldn’t blow his own nose.
Ve King 2019’da twitter'da Trump için aynı şeyi söylüyor:
“Trump posted the wrong approval numbers and says wind turbines cause cancer. If brains were black powder, the guy couldn’t blow his nose.”
Bu bir hakaret. Beyinsiz demeye getiriyor anlatıcı. Türkçesi, yaklaşık olarak: “Beyinler barut olsa o ikisi burunlarını bile patlatamaz.”
Sayfa 588: Sarışın adam gülümsedi. “William Smith diyelim. Ehliyetimde öyle yazıyor.” William kelimesinde sorun yoktu, ehliyet sözcüğü de tamamdı ama sürücü kelimesi adamın dudaklarından thürücü diye çıkmıştı. Bir peltekliği vardı ama belli belirsiz denebilirdi. “Bana Bill deyin.” The blond man smiled. “Let’s say I’m William Smith. Tha












