Ümit Mutlu
5 Mart 2026
”Tek başıma kalır kalmaz o bildik iç sıkıntısı çöküyor. Yine aynı caddelerin, aynı ağaçların, aynı suratların arasında, akıntıya kapılıp parçalanmış bir saldan kopan viran bir tahta parçası gibi döneniyorum. Herkes tanıdık ama hepsi de bana yabancı. Her şey şekil değiştiriyor yakından bakınca. Olağanlığın içinde tekinsizlik, donukluk var. Çevredeki gözler ışıksız, kalpler kıpırtısız. Ben de sabitim aslında. Dışarıdan bakan yürüdüğümü görebilir fakat içsel olarak bu mekâna, bu taşra kentine çakılmış paslı bir çiviyim sanki.”
Bu kitabı çok sevmem için her şey bir arada sunulmuş:
Birincisi, çok yakın bir dostumun en iyi eseri. (En iyi eseri olduğu konusunda onun benimle aynı fikirde olmayacağına eminim gerçi.)
İkincisi, beni yeniden üniversite çağlarıma götüren, kısa film maceralarımı hatırlatan nostaljik bir kitap bu. Bitirdikten sonra yine bitim kanlandı, kamerayı elime alasım geldi!
Üçüncüsü, hakiki anılara dayandığı için tamamen samimi.
Dördüncüsü ve en önemlisi ise çevresini, ailesini, babasını, içinde yaşadığı toplumu, zihnî yargıcını ve dahası kendini alt etmeye çalışan, arada kalmış bir adamın mücadelesini anlattığı için, kitaptan ziyade yer yer bir ayna benim için.
Kırklarlı olmasam da ve küçük şehrin tekdüzeliğini yaşamasam da, büyük bir şehrin içindeki küçüklükte arada kalan biri olarak ben de aradayım. Aradaydım. Ama artık bundan yakınmamaktayım. Arada kaldığımız için biz biz olduk çünkü, biliyorum. Sonunda her şey gelip evrime dayanıyor zira ve arada kalınca insan, öyle evrimleşince, iki tarafı da daha derin anlıyor.
Eline sağlık Ulaş.
Ayrıca o replikleri görmedim sanma!













