Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
selim bey’in ardından bunu okumak istedim. “evimizin tek ıstakozu”nu yıllar önce okumuştum. dediğim gibi ben onun anılarını, böyle yemek kitaplarını, sevdiği kitapları anlatmasını çok severim.
“oburcuğun edebiyat kitabı” sosyolojik bir kitap olarak da okunabilir. anneciğinin, ananesinin, kadıköy ve cihangir’deki komşularının yemek tariflerini geçtim, mutfak neydi ne oldu, ev hanımlığı neydi ne oldu, damak zevki neydi ne oldu… selim bey’in o hiç geçmeyen melankolisini, nostalji duygusunu biliyorum, çok da haklı. ama işte ömrü boyunca hep bu özlemle yaşamak çok zor. o da zoru seçmiş.
babam geldi aklıma sık sık, pastanede dışarıdan aldıkları tek bir şey olmadığını anlattığı zamanlar, her şeyi kendileri yaparmış. bu kitaptaki yemekler de öyle. bamya dolması diye yemek mi olur allah aşkınıza, kimse mi acımadı bu kadınlara… bamya doldurulur mu. ya da kızılcık reçeli için kızılcığın çekirdeğini çıkarmak… yazık yazık diyorum hep.
yine de bu geleneği devam ettirenler var. misal annem. selim bey’le tanışsaydı “yemekle beraber sen de pişeceksin, düdüklü tencere yemeğin tadını bozuyor, patlıcan kızarmadan imambayıldı, karnıyarık mı olurmuş, bi çıkardılar kolestrol, yağ, eskiden hiç bilmiyorduk bunları, çok da mutluyduk.” anlatır dururdu.
işte bu kuşağı o kadar iyi tanıyorum ki selim bey de benim tanıdığım biri gibi geliyor hep. bunca hafızanız, bunca dikkatiniz, gözleminiz siz öyle sansanız da boşa gitmedi selim bey. bakın okuyoruz ve hatırlıyoruz. en azından ben ve benim gibi ailesi yemek, mutfak için yaşayanlar… oburcuklar. umarım tüm özlediklerinize kavuşmuş, kilo, sağlık kaygısı olmadan menekşeli bonbonlardan, yaz dolmalarınan, kış turşularından yiyorsunuzdur.
bir de bu kitapların niçin baskısı yok. bir bilsem.













