Merve Özcan Özkan
24 Şubat 2026
Güller İçinde Yalnız konusu ve işlediği dönem yüzünden ilgimi çeken bir kitap oldu. Mussolini ve antifaşistlerin bir aşk hikayesi çerçevesinde nasıl kurgulandığını merak etmiştim. Yazar kitabın sonunda da özellikle kitabın döneminin ve yetimlerin koşullarını iyice araştırdığını, ancak gerisinin kurmaca olduğunu belirtmiş. Benim gibi olaya kendinizi çok kaptırıp bu kız gerçek mi dememek gerek yani.
Kitap Rosa adlı yetim bir kızın hikayesini anlatıyor. Rosa bebekken bir katolik manastırına bırakılmış ve 15 yaşına geldiğinde oradan ayrılıp bir villada Markinin kızının öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır. Ancak oradaki Markiz'e karşı nefreti onu huzursuz etmektedir. Evde pek de mutlu olduğu söylenemez.
Markizin yeğeninden hamile kalan bir çalışanın fetüsü kendi çabası ile düşürmeye çalışırken ölmesi Rosa'nın ona iş yataklığı yaptığı sorusunu ortaya çıkarır. Bebeğin babasının kim olduğunu bilmesi ve Markiz'in bir sıkandalı önlemek istemesi, Rosa'nın kendini siyasi suçlularla beraber hapishanede bulması ile sonuçlanır.
Hapishanede masum olarak kalması yetmezmiş gibi orada tecavüze uğraması da derdine dert ekler. Özgür bir kadın olduğunda henüz daha 17sindedir ve çocuğu ile ortada kalmıştır.
Savaşın etkilerini, acımasız tarafını anlayabileceğimiz oldukça akıcı ve aynı zamanda mistik bir kitap. Faşistler ve antifaşistlerin savaşını, savaşın daima iki tarafta sınırlı kalmadığını ve masumların da zarar gördüğünü oldukça iyi görebiliyoruz. Ufak bir kızın gözünden bu durumu okuyoruz ve sonuçta onunla beraber yıkımın altında mutluluk arıyoruz. Hayatın yaprak gibi savurduğu bir karakter Rosa ve öyle saf, öyle tecrübesiz ki!
Kitabın mistik yönü "her kadın aslında cadıdır" sözü ile başlıyor bence, en azından onunla vücut buluyor. Ondan önce ve sonrasında Rosa'nın yemeklerin ilk halini ve eşyaların hikayelerini görebilme gücünü tadıyoruz. Bunu ilk başta psikolojik bir durum olarak algıladığımı söyleyebilirim; sonuçta manastırdan yeni çıkmış 15 yaşında bir kızdan bahsediyoruz. Yepyeni bir dünyada her zamankinden daha yalnız. Sayfalar aktıkça bu gücün pek de "psikolojik" olmadığı açıklanıyor.
Kitabın başında ne kadar acımasız ve ruhsuz olduğunu gördüğümüz Markiz ise oldukça sinir bozucu bir karakter. Her hangi bir filmde görebileceğiniz kibirli, kötü asizade. Kitabın sonu sizi şok edecek, bunun temennisini veriyorum. Ben şok oldum çünkü! Rosa'nın hayatının kolay geçtiğini söyleyemeyiz, ancak kendi hayatını kendisinin bir yerden sonra yönettiği fikrine de karşı koyamayız.
Rosa için aşk kitabı etkileyen bir unsur olsa da 200'lü sayfalara kadar izine rastlayamıyoruz. Aşk üçgeni bile diyebileceğimiz bir kıvamda ilerliyor.
Dönemi ve karmaşayı merak ediyorsanız size öneriyorum. Sırf tarih değil; aşk ve büyü ile baharatlandırılmış bir kitap.










