Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
haziranın ilk kitabı mehmet erte’nin uzun zamandır merak ettiğim “arzuda bir sapma”sı oldu. öykü kitabı olarak bildiğimiz öykü kitaplarından değil çünkü aslında hep aynı anlatıcıyla devam eden öyküler bunlar sanki. o nedenle her öyküde farklı dünyalar, farklı anlatımlar ve farklı dil anlatım yok. ama hemen her öyküde aynı takıntılar, aynı sayıklamalar, aynı karakterin giderek daha derinleşmesi var.
anlatılmayan konuları anlatmasıyla “sahipsiz yüzler”de de takdir ettiğim mehmet erte bu öykülerde çocukluktan itibaren arzunun nasıl insan hayatını ansızın ele geçirdiğini ve bazen yine nasıl ansızın saptığını özellikle birkaç öyküde çok ustalıkla işlemiş.
açıkçası 1 ya da 2 sayfalık minimal öykülerdense (ki bu öyküler de çoğunlukla takıntılar ve halka halka büyüyen anlar, zamanın bambaşka bir biçimde aktığı olgularla ilgili) ben uzun uzun yazdığı, dilinin ustalığını hissettiğimiz, arada bugünden o günü anlatan yazar olarak lafa karıştığı öyküleri daha çok sevdim. bu nedenle kitabın ilk öyküsü “tasma” ve “sapma” öyküleri bence kitabın en iyileri. “sapma”da tek bir bakışma ânı üzerine bir tren yolculuğu kurgulanması hele… çok hoşuma gitti.
fanteziler, fetişler üzerine pek bir şey yazılmıyor malum. mehmet erte bu konuda zaten cesur. özellikle çok da yaygın olan ayak fetişinin (helloooo













