Buse halaç
25 Mart 2026
Heyecanla başladığım bu kitap içine en zor girdiğim Tokarczuk kitaplarından biri oldu. Sonra içine girdiğimdeyse, beni yine kendi tarzıyla büyüledi. Akıp gitmedi hiç, durdu ve beni de durdurdu. Her bit hikâye, her bir anlatı beni bambaşka yerlere götürdü. Sanki hiç bitmeyecek bir kaynak varmış gibi hissediyorum onun yazdıklarını okurken. Sanki her zaman söyleyecek bir şeyi varmış, var olacakmış, insanlığın hikâyeleri nasıl hiç tükenmeden kendilerini yeniliyorsa, onunkiler de aynısını yapacakmış gibi.
Hem en minik detayı bile gözden kaçırmayışı hem de dünyaya bu kadar genel bir bakış atabilmesi beni
şaşkınlığa düşürüyor. Bazen o yaratmış gibi bu dünyayı, bazen onun en zavallı, en içe dönük, en sessiz parçalarından biri gibi.
Kalmanın iyilik getirmeyeceğine inanırken aynı zamanda kalmayı da beceremeyen insanların öyküsü bu. Hiç bitmeyen yolculuklar, keşifler, kayboluşlar, gizem... Koşucular hiç durmuyor. Ben bu yorumu yaparken bile, dünya üzerinde bir yerden başka bir yere koşmaya devam ediyorlar. İşte bu da Tokarczuk ve edebiyatının gücü.













