Ümit Mutlu
5 Mart 2026
Açıkçası artık Auster konusunda hiç de objektif olamadığımı itiraf etmeliyim. Ne yazsa bayılıyorum, ne yazsa harika. Bu da öyle. Fakat bu kez bir farklılık seziyorum, sanki bu kez yazarken kendisini iyice kaybetmiş gibi, iyi anlamda elbette. Sanki bir oturuşta yazıp bitirmiş, sonunu, olayların nereye gideceğini hiç düşünmemiş, tıpkı, kitaptaki mavi deftere yazan Orr gibi. Bu belki olay örgüsü bakımından biraz karıştırıcı olsa da (zira bu kez 'roman içinde roman içinde roman'a kadar gidiyor durum) okuma hazzından hiçbir şey kaybettirmiyor. Yine rastlantılar, kazalar, yazamayan yazarlar, yaşanamayan yaşantılar.
Fakat kitapta bizi daha da güzel bir sürpriz bekliyor: Elbette ki sadece Türkiye baskısında karşılaşabileceğimiz, çevirmen İlknur Özdemir'in Auster'la söyleşisi en sonda yerini almış. Buradan Paul ile ilgili birçok bilgiyi öğrenebiliyoruz. Misal, en sevdiğim romanı olan "Ay Sarayı"nı tam on beş yılda bitirmiş, yazmaya başladığı ilk romanmış, "Son Şeyler Ülkesinde"yle birlikte.
Seviyorum seni Paul.













