Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
vallahi bu kadar tarihi lisede öğrenmiş olsam üniversite sınavında daha iyi puan alırdım.
abdülhamit’in 2. meşrutiyeti ilan etmesi, 31 mart olayı ve en sonunda hareket ordusu’nun istanbul’a gelmesi ekseninde geçiyor roman.
on aylık bir süreçte değişen mebuslar, ayan heyeti, sürgüne gidenler, kaçanlar, gözden düşenler, nazırlar… o kadar çok isim var ki.
bizi ilgilendirenlerden biri 80’in üstündeki mehmet şahabettin paşa. rüşvetlerle edinilmiş bir servet, rumeli hisarında yalı, nişantaşı’nda konak ve gözden düşülen bir hayat.
paşanı kızı nimet yine tam bir nahid sırrı kadını. hırslı, tutkulu, arzulu… babasının yerine politika yapmaya çalışan, onun sağ kolu. ki babası için ricacı olmaya gittiği bir yerde ittihat ve terakki’den binbaşı şefik’i kendine aşık edip onu da parmağında oynatacaktır.
şefik’e evlenmek için koyduğu şartlar, şefik’in kadının sözünden çıkamaması, askerliği bırakıp mebus olması, arkadaşlarını satması, sonra ikili oynaması, bildiğimiz şeyler. nahid sırrı’nın kadının fendi erkeği yendi oyunları.
artık sona yaklaşıldığında nimet’in ani kararıyla istediği saçma şey ve bunu bile koşa koşa yapan şefik’in hazin sonu diyelim. nimet çoktan rus konsolosluğuna sığınıp karadeniz’in kuzeyinde doğru yol almaya başlamıştır.
tm bu tarihsel olayların ardında beni en çok ilgilendiren nimet ve annesi izzet hanım (eski bir çerkes odalık) arasındaki nefret ilişkisi oldu. izzet hanımın kahyayla aşkı, kahyanın karısı, kızından nefret etmesi filan o kadar ilginç ki aslında.
sona bırakmakla haklıymışım, sultan hamid düşerken nahid sırrı’nın en zor okunan romanı. tarihsel olayları takip etmek epey zor ama işte aradaki o çıkar ilişkileri, siyasetin çirkinliği, güç ilişkileri ve kadınlar meselesini yine çok iyi anlatmış.
ve 1940’lı yıllarda abdülhamit’in tarafında olduğu, onu nerdeyse mazlum ve hasta bir adam olarak göstermeye çalıştığı bir roman yazmak da vallahi yürek istermiş. şimdi olsa dükkan senin :)















