5 Mart 2026
Savaşın çirkinliği, işgale karşı verilen onurlu mücadele daha nasıl güzel anlatılır bilmiyorum. Harika bir eser.
Önce mizahi bir üslup sezdim ama sayfalar ilerledikçe sarsılmaya başladım.
Eser, ismini Macbeth'in 2. Perdesinin girişindeki bir ifadeden alıyor:
SAHNE I
(Macbeth’in şatosundaki avlu. Banquo’yla Fleance girerler. Fleance’ın elinde bir meşale vardır.)
BANQUO
Gece ne sularda evlat?
FLEANCE
Ay battı; saat kaçı vurdu duymadım.
BANQUO
Ay gece yarısı batıyor.
FLEANCE
Öyleyse efendim, gece yarısını bir hayli geçtik.
Nazi zulmünün Avrupa üzerine çöreklenmesinin adı verilmeyen işgalci kuvvetler ve bir kasaba üzerinden anlatıldığı bu eserde pasif direnişin nüvelerini de gördüm.
Üç farklı çeviriden okudum, üçü de birbirinden güzeldi:
Aslı Biçen (Sel Yayıncılık)
Filiz Karabey OFLUOĞLU (Varlık Yayınları)
Leyla Özcengiz (Remzi Kitabevi)
Ufak bir çeviri karşılaştırması yapalım:
Özgün Metin:
In marching, in mobs, in football games, and in war, outlines become vague; real things become unreal and a fog creeps over the mind. Tension and excitement, weariness, movement—all merge in one great gray dream, so that when it is over, it is hard to remember how it was when you killed men or ordered them to be killed. Then other people who were not there tell you what it was like and you say vaguely, “Yes, I guess that’s how it was.”
Aslı Biçen:
Yürüyüşlerde, kalabalıklarda, futbol maçlarında ve savaşlarda sınırlar belirsizleşir; gerçekler gerçekdışı görünür ve zihni bir sis kaplar. Gerilim, heyecan, yorgunluk, hareket - hepsi devasa gri bir rüya içinde birbirine karışır, öyle ki her şey bittiğinde, birini öldürdüğünde ya da birinin öldürülmesini emrettiğinde neler hissettiğini hatırlamak zorlaşır. Sonra orada olmayan başka insanlar neyin nasıl olduğunu anlatırlar, sen de tereddütle, "Evet, öyleydi galiba," dersin.
Filiz Karabey OFLUOĞLU:
Resmi geçitte, büyük kalabalıklarda, futbol maçlarında ve savaşta olayların can damarı silinir; gerçekler düş olur ve belleği bir sis bürür. Sinirsel gerginlik, coşku, bezginlik, devinim, hepsi boz renkli koca bir düşün içine siner, yiter; öylesine yiter ki, her iş olup bittikten sonra nasıl adam öldürdüğünüzü ya da öldürttüğünüzü bilemez, işin içinden çıkamazsınız. İşte o zaman, olanları uzaktan duyup bilenler bu işi nasıl yaptığınızı size anlatırlar, siz de pek kavrayamadan: “Evet,” dersiniz. “Sanırım öyle olmuştu.”
Leyla Özcengiz:
Geçit törenlerinde, kalabalıklar içinde, futbol maçlarında ve savaşta çerçeveler bulanıklaşır. Gerçek şeyler gerçekliğini kaybeder ve zihni bir sis bürür. Gerilim ve heyecan, yorgunluk, devinim, bunların hepsi kocaman boz bir düş içinde harman olurlar. Öyle ki her şey bittiğinde insanları nasıl öldürdüğünüzü ya da ölmelerini nasıl emrettiğinizi hatırlamanız güçtür. Sonradan, aslında orada olmayan insanlar size neyin nasıl olduğunu anlatırlar ve siz de hayal meyal bir şeyler hatırlayarak "Evet, sanırım öyle olmuştu," dersiniz.