Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
erkeklere karşı bir merhamet, sevgi, şöyle hafiften bir yumuşama mı hissediyorsunuz kendinizde? buyrun o zaman elena ferrante’nin “sen gittin gideli”sine…
şimdi bu kitap hakkında birtakım gıybetler var. ferrante mahlaslı yazarın domenico starnone’la evli olduğu ve domenico bey’in yazdığı sinsi kadın düşmanı roman “bağlar”dan sonra, eh hadi bi de gerçekleri benden duyun diyerek bu romanı yazdığı söyleniyor. mantıklı. çünkü iki çocuk, çalışmayan karısı, yalanlarla terk ediş, genç sevgili vs.. detaylar aynı. ama iki roman elbette bambaşka.
elena ferrante bildiğimiz gibi, su gibi akıyor yazdıkları. burada da sınıf atlamış, mutlu bir evliliği var sanan, iki çocuk annesi olga’nın kocasının pat diye terk etmesi sonrası yaşadıkları var. bu dağılmayı, çocuklarına bakamaz hale gelmeyi, köpeğe yaptıklarını öyle içten anlatıyor ki yaşamayan yazamaz dedim birkaç yerde açıkçası, doğruya doğru.
bir kadının kocasının gidişiyle böyle dağılması beni sinirlendirdi, delirdim bir ara öfkeden, hele oğlunun ateşlendiği ve evden çıkamadığı bir bölüm var ki, bitmiyor bitmiyor…
sonra olga iyileştikçe öfkem üzüntüye döndü. çünkü olga’nın çocukluğundan beri unutamadığı “zavallıcık” imgesi, değişti sansa da içte içe kadına yüklediği görev, şiddet dolu hayatından sonra uysallaştı sansa da kocasını ve sevgilisini sokakta görüp dövmesi filan…
ama nasıl güzel dövdü, içimin yağları eridi. oh.
bu arada erkeğin sözde kafa dinlemek için gitmesi, meğer liseden beri gözü olduğu kızın büyümesini beklemiş olduğunun ortaya çıkması, çocuklarla ve köpekle aylarca ilgilenmemesi, sonra tam çocuklarla ilgilenmeye başlayınca çocukların babaları ve cici annelerine aşktan ölüp her şey için annelerini suçlamaları. allahım her şey nasıl aynı yahu etrafımdaki ayrılık hikayelerini bildikçe. şerefsiz erkekler, çıkarcı çocuklar. olay bu. neyse susayım













