Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
on yıldız olsaydı on yıldız verirdim. ilk kitabıyla başladığım yolculuk bu kitapta doruğa ulaştı diyebilirim.
19 yaşımdayken semih gümüş, katherine mansfield'ın "ölü albayın kızları"nı hediye etmişti okumam için. aradan yıllar geçti ama sanki o kitabı okuduğumdan beri ilk kez bir öykü yazarı beni bu kadar etkiledi. ki bunun yine semih abi'nin yayımladığı bir kitap olması ve constantine'i zaten onun önermiş olması da benim hayatımın özeti gibi bir şey :)
has edebiyat nedir dense, işte bu öykülerdir derim. bu kitabı ilkinden daha çok sevdim, sonlara doğru her öyküde garip bir biçimde ağlamaya başladım. anımsattıkları çok başkaydı. "başka bir ülkede" kitabında daha çok ilişkilere odaklanmışken bu kitapta hepimizin derdi olan kentleşme, yıkım, bir kenara atılmış yoksullar, evsizler, deliler öne çıktı sanki... ya da beni onların olduğu öyküler etkiledi. bir de yaşlılık. yalnızlık. bazen tek bir cümle, bazen tek bir sözcük yetiyor öyküde. çünkü müthiş bir atmosfer kuruyor.
ve bu arada aylin ülçer'in çevirisi çok iyi. şiir dizelerinden tutun da dirim, sürgit gibi unuttuğumuz değerli sözcükleri kullanması açısından da...
kitap hakkında express'e yazdım:
http://tembelveyazar.blogspot.com.tr/2018/02/midland-otelinde-cay.html








