Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
sevgili hulya soyşekerci’nin bir yazısından sonra lise yıllarımda okuduğum “bir filiz vardı”yı yine okudum.
biz kadınlar bu dünyada, bu memlekette yaşamak için ne yollardan geçiyoruz, küçücük yaşlarda başlayan esnaf, amca ve yolda belde adam tacizlerinden nasıl hayatta kalıyoruz. 13-14 yaşında bir adamın niyetinin iyi mi kötü mü olduğunu nasıl gözünün içinden anlıyoruz öylesine doğal anlatmış ki orhan kemal. hani her kadının illa otobüs fortçusuna filan denk geldiğini öğrendiğinde şaşkınlıklara gark olan başkaları gibi değil. (böylelerini çok gördüm)
filiz’in ortaokuldan alınması, 16 yaşında işe başlaması, üstelik işinde cengaver olması gayet sıradan. üstelik etrafındaki herkesin bu dobra ve tabii namuslu (çünkü namus, namussuzlar için çok elzem), eline erkek eli değmemiş bu kıza aşık olması, patronunun onun uğruna karısını boşamaya kalkması, filiz’in babasını ayartıp kızını peşkeş çektirmesi filan da abartılı değil. aile denen kurumun köküne kibrit suyu demiş orhan kemal.
roman boyunca iç konuşmaları, hayali diyalogları, gerçek diyaloglardan ayıracak imla filan bulmuş ayrıca. epey uğraşmış. argoyu, küfrü, sokak çocuğu atom’un daha onlu yaşların başında filiz’e herkesten daha iyi verdiği yaşam dersinin arasına sıkıştırdığı jargon mükemmel. orhan kemal bizi bu konularda şaşırtmaz zaten.
ama işte romanın sonuna doğru hikayeye giren romancı nasıl idealist amaaaan :)) ve tabii bu romancı kim gibi çukurovalardan, mebus ailesinden gelmiş de fabrikalarda işçi olarak çalışmış, tahmin edin. orhan kemal adıyla sanıyla olmasa da tüm görüşleriyle, romanlarıyla kendisini bir filiz vardı’ya sokup kendi çapında üstkurmaca yapmış. hele çikolata öyküsüne selam etmiş ki bayılırım.
ama işte bu idealizm ve görüşler girdi mi romana, emek, hak vs ders gibi anlatılınca filiz’e, biraz tadı ve doğallığı kaçıyor. orhan kemal baya baya romanda ne yapmak istediğini dikte ediyor bize. ama olsun, biz türk edebiyatında bu acemilikleri de seviyoruz. filiz gibi deli dolu bir kızı tanımak yeter.














