Bengü Laçin
25 Şubat 2026
Okuduğum ilk Monika Maron kitabıydı. Çok sevdim. Bir kadın hikayesi anlatıyor olması ilk ilgimi çeken kısmıydı. Başlığı da bir o kadar ilgi çekiciydi. Kadınların hayatlarının ilerleyen dönemlerinde "acayip" ya da olağan bir başlangıç yapmaları bir gereklilik diye düşünmüşümdür. Toplumun omuzlarına yüklediği sorumluluklardan insanın kendini sıyırabilmesi kolay olmuyor; belki de bu yüzden ilerleyen yaşlarda sınırlarımızı daha iyi çizebiliyor, daha çok kendimizi gözeten bir yerden bakabiliyoruz ya da buna bir şekilde mecbur kalıyoruz.
Hayatın içinde kaybolduğunu, tutkuyu yitirdiğini ve hayatla hesaplaşmasını da tek başına kaldığı kır evinde, günlük rutini içerisinde yapan bir kadının hikayesini anlatıyor Maron. Kadınlık hallerinden, yaşlanmaktan, ilişki dinamiklerinden, annelikten bahsediyor. Bu konulardan hiçbiri birbirinin önüne geçmiyor ve Johanna’nın kır evinde kaldığı sürede gündelik hayatına eşlik ettiğinden, metin akıp gidiyor. Arka planda Almanya’daki politik iklim hissettiriyor kendini, ayrıca metin aralarında Johanna’nın o sırada yazdığı Wilhelmine Enke biyografisi ile ilgili aldığı notları da okuyoruz. Kadınlık hallerine, kendi kadınlık deneyimine bakarken derinlik katmış bu notlar.
Kitabın orijinal adı “Endmoräne”imiş; yani bir buzulun taşıdığı kaya ve tortuları biriktirdiği en uç nokta olarak tanımlanıyormuş. Bu başlık daha bir uyumlu olmuş ana karakterin yapısıyla, Johanna da ülkenin politik iklimiyle değişen ve bunca yıl önüne katıp adete sürükle(n)diği hayatıyla son noktaya ulaştığını düşünüyor. Ancak buradan da kendine “acayip” bir başlangıç çıkardığı için Türkçe başlığını da beğendim.
Monika Maron’dan kadın hallerini, iç monologları, arkadaş sohbetlerini dinlemeyi çok sevdim. Gözlem gücü yüksek ve zekice bir metin çıkmış ortaya.









