Bülent
5 Mart 2026
6/10
(Önemli Not: Kitabın 2017 Artemis baskısında "Ben Efsaneyim" romanına ek romandan bağımsız 10 öykü daha var. Bu öyküler ilk kez Türkçe'ye çevriliyor, meraklısı için önemli bir gelişme.)
Baskısı bulunmayan bir kitabı okumaya başlamadan önce ister istemez yüksek bir beklentiye girersiniz. Benim için böyle olmadı çünkü 2007 yılında gösterime giren "Ben Efsaneyim" adlı filmi izlemiş ve çok beğenmiştim. Kitapla film arasındaki farklılıkları öğrendiğim anda kitabın o kadar da iyi olmayacağını sezmiştim. Yani kitabı beğenmeme sebeplerimden en mühimi o şahane filmdir.
Buraya filmi övmek için gelmedim ama iki eserin kendi içindeki mantığına baktığımda filmin açık ara daha iyi bir işlerliğe sahip olduğunu düşünüyorum.
Kitaba gelirsek:
Bilinmeyen bir virüs yüzünden yeryüzündeki her insan vampire dönüşmüştür (evet doğru okudunuz, vampir) ve Robert Neville bir şekilde bağışıklık kazandığı için yeryüzündeki tek normal insandır. Korunaklı evinde oturup dışarıda ona seslenen vampirlere karşı hem fiziksel hem psikolojik bir mücadele içindedir. Günler böyle geçip giderken ona umut verecek kimi olaylar gerçekleşir vs.
Genel seyri böyle giden kitap içinde hoşlanmadığım, beni kitaptan soğutan çok nokta var.
Robert Neville hikaye boyunca sadece yalnızlık acısı ve yalnız ölme korkusu çekiyor. Vampirlerden korkmuyor aslında. Zaten vampirler de çok salak. Neville'in evinin nerede olduğunu bildikleri halde bir türlü içeri giremiyorlar. Neville de hayatta kalanları bulmak yerine yaşadığı yerin çevresini vampirlerden temizlemek için her gün ava gidiyor. Kendisini sürekli rahatsız eden eski komşusu vampirleşmiş Ben Cortman'ı her yerde arıyor ama bulamıyor. Kitabın sonunda, vampirleri kolayca bulup öldüren korkusuz Neville'in Cortman'ı neden bulamadığını saçma sapan bir açıklamayla anlıyorsunuz. Bu denli korkusuz oluşu bir bakıma kitabın gerilimini ve hızını düşürüyor ama daha psikolojik bir kitap okuyacağınız için heyecanlanıyorsunuz.
Derken, bakıyorsunuz kitap Neville'in iç dünyasına da gerektiği kadar odaklanmıyor. Gördüğünüz tek şey vampirlerin neden sarımsaktan, haçtan, güneş ışığından, aynadan korktuğunu; kurşunla değil kazıkla neden öldüğünü, neden kan emdiklerini merak eden ve bunlar üzerine araştırma yapan, araştırmalar sırasında en ufak sorunda morali bozulup içki şişesine sarılan bir Neville.
Bir kaç sahnede eşi ve çocuğuna dair bazı hüzünlü anlar var ama çok sönük. Eşiyle ilgili yaşadığı bir olay bir hayli etkileyici olabilecekken, ne derler... Grotesk kalıyor.
Sürekli içip etrafa bardak şişe fırlatan arada bir içmediği için kendisini kutlayan Neville, yavaş yavaş olayların sonuçlarından ziyade sebeplerini araştırmaya başlayınca virüsün yayılması ve gelişimi üzerine bazı mantıklı sonuçlara varıyor lakin bunlarla ne yapacağını bilmiyor. Zaten okuyucu olarak bu sonuçları kitabın bitişine yakın bir yerde pat diye öğreniyoruz ve şaşırıyoruz. Daha doğru dürüst mikroskop kullanmayı bilmeyen Neville ne ara Viroloji ihtisası yaptı. İki kütüphane dolaştı bir kaç lam, lamel kırdı diye nasıl uzman oldu? Kitap boyunca bir hayli bön olan Neville'in bir anda zeka küpü olması bir hayli şaşırtıcı. Başlarda vampir kitaplarından faydalanıp hayatta kalan Neville ne hikmetse vampirlerin gündüz ortaya çıkamamalarının sebebinin güneş olduğunu çok sonra anlıyor. Vampir bir kadının tamamen öldüğünü "bedeninin soğumasından" anlıyor ama başka bir yerde kendisine saldıran buz kesmiş ellerden bahsediyor. Oof of!
Vampir mitine dair peşinen kabul ettiğimiz ve arkasındaki mantığı sorgulamadığımız her şeyi bilimle açıklamaya çalışıyor Neville. Bunun nedeni bir virüs yüzünden herkesin vampir olması. Lakin efsanevi ve kurgusal olan bir olguyu bilimle açıklamaya çalışması ama bir yandan da vampirleri efsanedeki gibi yok etmeye çabalaması bir hayli saçma.
Bu açıklamalardan bir kısmı gerçekten akla yatkın. Vampirlerin kan ihtiyacı ve yoksunluk halinde yaşadıkları, güneş ışığının etkisi ve kazıkla öldürülme gibi öğeler zekice aydınlatılmış ama sarımsak, ayna ve haç t












