Gizem Çetin
1 Nisan 2026
Sözüme şöyle başlamak istiyorum: Bu kitabın güçlü ve hüzünlü tesiri kolayca geçmeyecek. Dillerde dolaşması, sürekli alınıp okunması, hatta klasiklerden sayılması gerekir, çünkü hem tasvirlerin gücü, hem de kişilik ve dönem tahlili bakımından onlardan eksik yanı yok.
Tütün tarlalarının, gelincik çiçeklerinin bezediği, Kuşkaya'nın gölgesindeki Kızıltaş köyünde Bekir; biricik kızı, karısı ve ineği Macik'le birlikte toprak kadar durağan bir yaşam sürmektedir. "Azıcık aşım, ağrısız başım." deyimi sanki onlar için söylenmiştir. Kırım topraklarında, kapıların gece kilitlenmediği huzurlu Türk köyü için...
Dönem Sovyet dönemidir. Hükümetin ata topraklarını alacağı, Kuşkaya'nın dinamitle yıkılıp tarlalara devrileceği söylentileri vardır. Bir gece işsiz güçsüz iki hırpani Rus - "Kala Mala" ve İvan - Bekir'in tarlasına girerler. Ayaklarına kapanıp iş isterler. Karısı Esma onları hiç istemez, ama Bekir'in kalbindeki merhamet cana gelmiştir bir kere. "Ne olursa olsun," der, "Onlar da insan!" Hiçbir şey o dakikadan sonra eskisi gibi olmaz.
Kitabın genel tonu, doğal olarak hüzün. Hatta, kimi yerlerde gözyaşlarınızın akması büyük bir ihtimal. Kırım Türkleri çok benzer hikayeleri yaşadılar, ata topraklarından sürüldüler. Bu yönüyle milli ve tarihi bilinç veren bir kitap.
Eğer uzun betimlemelere alışık değilseniz, okurken bir parça sıkılabilirsiniz. Fakat bu betimlemeler benim kitabın en sevdiğim kısımlarından biri oldu. Karakterlerin beden dillerini, duygularını kendim yaşamış gibi hissedebildim. Gözlerimi kapattığımda Kızıltaş'ı, Gelinkaya'yı, denizi, göğü, tarlaları, karakterlerin yüzünü görür gibi oldum.













