Oğuz Aktürk
26 Şubat 2026
Alıntılarla Yaşıyorum YouTube kitap kanalımdaki videoda İhsan Oktay Anar 'ın kitaplarını ve Puslu Kıtalar Atlası kitabını yorumladım: https://ytbe.one/V515MhDVuIU
"Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır."
[Kur'an-ı Kerim, 103:1-3]
Kitapkurdu Oğuz rivayet eder ki, bu kitap Türk edebiyatının en iyi kitaplarından biridir ve vardığı bu sonuç kesinlikle tartışma kabul etmezdir.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde yılların 95'inde Puslu Kıtalar Atlası adında bir kitap yazılagelmiş. Yazarı da bizzat bu kitabın içinde adı geçen ve Uzun İhsan namıyla tanınan biriymiş. Deli manyağın teki miymiş bu herif, ne? Güya Türk edebiyatında postmodern üslubun piri derlermiş onun için.
Gel zaman git zaman, binlerce insan okumuş ve kendine katmış bu kitabı. Binlerce insan geçmiş bu kitabın feleğinden. Kıtaların üstüne nasıl ki puslar indiyse, insanların içi de puslanıvermiş bir zaman sonra. Bu melun pusları aşma becerisini gösterenler ise esas bilge insanlarmış Uzun İhsan'a göre.
Kimileri Ebrehe gibi hakikati yanlış yerlerde aramış, kimileri ise Bünyamin gibi kendi manevi atlasının peşine düşmüş. Zahir ile batınîyi birleştiren kimsenin kâmil insan olma ünvanına erişebildiği bu devran-ı alemde, herkesin kendisine münhasır bir hakikat arama biçimi varmış.
Tutkusudur ya insanı hem yücelten hem de alaşağı eden, işte ilim öğrenmekmiş insanı en çok yücelten tutkusu da. Muzır hırslara kapılıp hayatını ipe sapa gelmez hayallerle geçiren kişinin sonu elbet ki yıkımmış. Hem rivayete göre öyle bir yıkımmış ki bu, şu koskoca alemin en kuvvetli bombaları bile bir araya gelse yine ortaya böyle bir cereyan çıkaramazmış.
İşte kitaplardan o kitap ki, Puslu Kıtalar Atlası da Ademoğlu denen bu mahlukatın yeryüzünde aradığı hakikatlerin renk renk olduğunu gösteren bir atlasmış. İçinde Galata'sından Karaköy'üne, Bağdat'ından Mağrip'ine kadar türlü mekan geçermiş. Herkes bu romanı nasıl anlamak isterse tahayyül ülkesinin hudutlarını da ona göre çizermiş.
Kimisi bu romanı İstanbul mekanlarıyla kimisi insanın kendi hakikatini arama biçimlerinin değişken oluşuyla kimisi bilim denilen o maddeci eylemle uğraşanların emeğiyle kimisi de iyilik ve kötülüğün kadim mücadelesiyle birlikte yorumlarmış. Hepsine ya şehri İstanbul kadar büyük saygısı varmış Uzun İhsan denilen elmacık kemikleri çıkık, çekik gözlü yazar efendinin.
Ama kitaplardan o kitap ki, yüce kitap Kur'an-ı Kerim'in 103. suresi de Asr denilen o sureymiş. İnsanın mutlaka ziyanda olduğunu, kötülüğün peşinde olanların da mutlaka ziyana uğrayacağını anlatmış. Hem de sadece üç cümleyle. İnsanlar bile kendilerinin ziyanda olduğunu anlatmak için milyonlarca kitap yazmış ve durumun içinden çıkamamışken, şu alemin özetini geçivermiş yüce Allah Celle Celâlühû.
Öyle ki, sadece Bünyamin gibi kendi bireysel hakikatine odaklanan insanın işi rast gidermiş. Bu hayatın da düşlerin bir parçası olduğunun farkına varmakmış esas hakikat. Görülen her düşün, külli düş içindeki bir cüzü kapladığını anlamakmış okumak. Ve okumak, böylesine ulvi kitaplarla karşılaşabilmekmiş en sonunda kuşluk vaktinden daha uzun geçmediğini düşündürecek olan şu hayatta.
İşte ey okur, Kitapkurdu Oğuz sana der ki, bu kitabı oku mutlaka. Derler ki, incelemeyi yazan kişi yetmemiş üçüncüye okumuş bu kitabı şu kısacık ömründe. Anlaması halinde pek bir memnun kalacakmış okur bu kitaptan. Düşleyecek olup da var olduğunun farkına varmasından.













