Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
YouTube kitap kanalımda Gece kitabını ve postmodern romanı anlattım: youtu.be/5NOJQ_1hmps
Geceye bir kitap bırak değil gece bana bir kitap bıraktı.
Bulanık?
Oldum olası geceye yüklenen anlamları sürekli takip ettim, bu takip beni gündüzlerdeki kalabalıktan ayırdı. Karasu'nun yapmaya çalıştığı üstü örtülü anlamlar dizisi bir bakıma kendi üstümü örttüğüm edebi battaniyelerin bir bir açılmasını sağladı. Üşüdüm, çünkü ısınmamı sağlayan onlardı fakat bu üşüme bana çok şeyin hatırlatmasını sağladı. Kitap hakkında bir şeyler yazmadan önce yazılmış incelemeleri okudum çünkü Gece kitabının hissettirdikleri diğer kitaplara yaklaştığım gibi yaklaşmamam gerektiğini söylüyordu.
Post-modernizm kendim için de tanıdık bir kavramdı aslında. Mimarlıkta her ne kadar tarihi üslup ve standart kalıplar bu zamana kadar bir şekilde ayakta tutunabilmişse, modernizmin getirdiği tekdüzeliğe ve belirli ölçülere bağlı kalabilme duygusu da o kadar diri kaldı. Modernizmi anlamanın ve yorumlamanın şart olduğu bir dal olan post-modernizm, modernizmin getirdiği kalıpları eline aldığı görünmez bir saldırı tekniğiyle bir bir delerek geçti. Fakat varlığını bir bakıma modernizme borçluydu. Yorumlarında gördüğüm kadarıyla kitap için demiş olduğu kilitli roman tanımı tam oturmuştu. Zira kitap kilitli olduğu kadar içimizde kilitli kalmış bir uçarılığı, standart dışına çıkımını, algı sınırlarını zorlayan edebi bir bellek olmuştu.
Post-modernizm kenarda bütün bu olanları izliyordu aslında benim için. Onun ve Karasu'nun ne imar yapmaya ne de bu aydınlık diye düşünülen dünyaya yeni bir kalabalık getirmeye niyeti var gibiydi. 5 katlı apartman örneğini kabul etsek bile pencereleri baca, lambaları kapı, zeminini ise tavan kabul etmemiz gereken ön ve kabul edilemeyecek kadar karanlık koşulların saydamlığına göre imar edilmesi gerekirdi. İşte bu yüzden o tek katlı, bahçeli, verandalı eve sanırım ben bir Casa Batllo dikerdim. Çünkü Art Nouveau akımı da post-modernizmin modernizme dayalı geliş sebebi gibi makineleşmeye ve standardize olmuş her şeye karşı bir tepki olarak geliyordu.
Zor matematik sorularını, karanlığın ellerini, insanlık vurgusunu ve dile getirilemeyen korkuları gördüm. Matematiği bir çözüme kavuşturmak gibi değildi aslında post-modernizm. Karasu da kitabında ucu açık bıraktığı sayısızca sonuç arasından matematiğin kısıtlarını aşarak kendi edebiyatının matematiğini oluşturmak istemiş gibiydi. 2 sayfa çözüm yapıp tekrar 2 sayfa çözüm yapmak gibiydi ve ondan sonra o çözümleri çöpe atıp onları çöpten alıp affedip onları ağaç olan hallerine geri döndürmek gibiydi. Cebren mi? Karasucul.
Karasu ve Gece kitabı kalem işçiliğinden çıkmış bir işçilik/felseformans ürünüydü. Çok çetin metinler silsilesinden çıkan okur balta girmemiş ormanlardan çıkan çetin savaşçı gibi çıkıyordu onun kitabından çünkü. İşte bu verdiği savaş zaten okurun kendini ve okumalarını sorgulamasına, onları diri tutmasına yol açan en önemli başatlardan biriydi. Sıradışılık ve eksperimentallik ise Karasu'nun bizdeki aynasıydı. Nereye bakmaya çevirirsek yüzümüzü o bizden kaçardı. Sonsuz döngüye girdiğimiz bakışımlarda her zaman kovalamayı seçtiğimiz olaylar silsilesinde bulurduk kendimizi.
Gece uzaklaşıyordu ve ben gittikçe daha çok ipucusuzlaşıyordum. Önceden gördüklerime benzemiyordu. Sonuna yaklaştığımı ne kadar hissedersem hissedeyim sanki görünmeyen bir Karasu eli beni alıyor kitabın en başındaki karton kapağın içerisine yerleştiriveriyordu. Olmaz öyle diyordu. İpucularının hepsi senin eseri nasıl alımladığına bağlı diyordu. Oyun sonu canavarı değil de oyun başı canavarının etleşmiş hali gibiydi bu adam.
Estetik miydi? Kesinlikle. Fonksiyonel miydi? Tartışılır. İşlevsel olmasına gerek var mıydı? Gece, her daim ardından gündüzün geleceğini bilerek kendini noktalıyorsa Karasu da bu kitabındaki her konudan sonra bambaşka aydınlıkta/karanlıkta bir konunun geleceğini bilerek kendini noktalamamış olabilir. Nokta koyan bir adam değil bu doğrusu. Nokta modernizm ise bulanıklık tam bir post-moderni













