Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
YouTube kanalımda Ruh Adam kitabını yorumladım:
https://youtu.be/iEphIbOlWp0
Her insan kendi ruhunu bulmak için yaşar! Peki senin ruhunun adı ne?
"Tutku istisnai bir duygudur, kıskançlık ise dünyadaki en istisnai tutkudur." Dostoyevski
Hayatımız boyunca istisnalaştırmak istediğimiz bir duyguya sahip olmak isteriz, yani tutkuya. Bu tutkuya ise kimimiz aşk adını koyar, kimimiz para kimimiz ise askeri değerler.
Tüylerim Ruh Adam'ı okurken birkaç defa diken diken oldu. Yani derimdeki minyatür kasların kasılmasıyla cilt yüzeyimde bir gerilim oluştu ve böylece tüylerim dışarı dönmeye başladı. Sanki kitabın adına paralel olarak ruhum derime baskı yapıyor gibiydi. Her bir gözeneğimden dışarı çıkıp kendi benliğini inşa etmek istiyordu. Derinlerde kalmak yerine artık keşfedilmek istiyordu! Fakat sahi, neydi, neredeydi bu ruh dediğimiz şey?
Oscar Wilde 'a göre yaşlı doğan ve gittikçe gençleşen, Montaigne 'e göre bir amaca bağlanmadığı sürece yolunu kaybeden, Musil 'e göre zamanlar arası bir yolculuk yapan bir zaman kurdunun kendi arkasında sürekli boş bir uzamı bırakacak şekilde insana yansıtan duygu iklimini bulanık bir psikolojik sendeleme denklemi şeklinde gerçekleyen ruh kavramı, Atsız 'a göre sadece askerliğin rütbe ve elbiseden ibaret olmamasıyla mı açıklanabilirdi?
O kadar basit değil.
İnsanoğlu, zamana hakim olmak ister. Çünkü zaman hakimiyeti diğer bütün hakimiyetlerden çok daha imkansızdır. Kanuni Sultan Süleyman , 46 yıl tahtta kalmıştır fakat bu süre 47 yıl olamamıştır. Napolyon bütün zamanların kralı olmak istemiştir fakat zaman kavramı karşısına Rusya'yı çıkarmıştır. Peki, zaman, insanın karşısına öncesiz ve sonrasız bir kadını çıkarırsa ne olur?
İnsan, kısıtlı bir süreye malik olarak dünyada rol sahibi olur. Böylece kendi mülkiyetinin sınırını ilk olarak bir çitle belirlemiş, birlikler kurmuş, ordular tanzim etmiş, askerlik ve savaş kavramlarını tasarlamıştır. Askeri hiyerarşi bu kronolojinin sadece bir mantığa oturtulma çabasıdır. Mesela Ruh Adam kitabındaki Selim gibi bir subayı ele alalım.
Bir subay için büyük askeri ve vatani fikirler dururken güzel bir kıza yakınlık duyup mahvolmak kabul edilebilir bir gerçeklik midir? Ama sonuçta o da insan değil midir? O da istisnai duygusunu bir aşk tutkusuyla açıklamaya çalışamaz mı? Yoksa Atsız'ın Ruh Adam romanıyla anlatmak istediği, ülkesi için büyük hedefler uğruna çabalamak varken geçici ve boş heves gibi görülen aşk duygusunda kaybolan -bir zaman makinesi misali- bir Türk gençliği midir? Daha yeni başlıyoruz.
Askerliğimi yaptığım yerden bir yüzbaşıyı örnek vereceğim. Adı Metin. Bu romandakinin adı da Selim. Ne fark eder ki? Ha Burkay, ha Metin, ha Selim! Metin Yüzbaşı, apoletinde 3 yıldız. Eşinin adını hiç öğrenemedim. Fakat kitaptaki Selim'in istisnai bir duygu temeline oturtup tutku basamağına çıkartmak istediği ve kendisine öncesiz-sonrasız bir İD olarak belirlediği kadının adı Güntülü. Ya da belki Açığma-Kün? Açan güneş? Hmm, buradan bir gerçekliğe ulaşırız...
Yüzbaşının apoletinde 3 yıldız vardır. Kitapta da Atsız'ın aşk basamağı olan İD alanına giren 3 kadın vardır. Ayşe, Leyla ve Güntülü . Nasıl yani? Bir aşk rütbesi mi? "Ama aşkın rütbesi mi olurmuş?" dediğinizi duyar gibiyim. Olur hem de bal gibi. Yok ruh gibi. Nasıl mı?
Ayşe ile başlayıp askerliğini salt bir meslek olarak değil de bir inanç olarak da kabul eden Selim'in aşka zamansız olarak inanmasıyla, bitmeyen ızdırabıyla açıklanmaya çalışılan bir aşk piramidini anlatır Ruh Adam! 89. sayfada demiştir çünkü "Askerlikte tek değişmez kanun vardır: Üstün olan kazanır." Üstün olan ise Güntülü'dür. Kendi yüzbaşı apoletindeki 3 yıldıza en iyi eşlik edebilecek olan açan bir güneş ışığıdır. Çünkü yıldızlar ışıkla anlamlanır. Ayşe teğmen, Leyla üsteğmen ise Güntülü karakteri Selim'in kendi askeri tutkusunu bulduğu hırçın bir yüzbaşı aynasıdır.
"Yıldızların yüzlerce, binlerce yıl önceki halini görüyoruz. Kimbilir, belki o yıldız çoktan yok oldu ama biz henüz bilmiyoruz…” Yok efendim, yalan! Bir yıldızın ışık yı













