Neredeyse hiç kimse, Ray Bradbury’nin kurgusu olmayan bir zaman ya da mekan hayal edemez... Hikayeleri ve romanları Amerikan edebiyatının vazgeçilmezleri arasında. -Jeffrey A. Frank, The Washington Post-
Kitap ayrıntıları
Sayfa sayısı
149 sayfa
Yayınevi
Epsilon Yayınevi
Yayınlanma Tarihi
2009
ISBN
9789944822060
Yazar
Ray Bradbury
Katkı
Ayşe Tunca (Çevirmen)
Cilt
Ciltsiz
Kategoriler
Edebiyat
Okur değerlendirmeleri
4,0/5(17)
İzel Ezgi Kardeş Onur
8 Mart 2026
Her dönemin okurken yadırgamayacağı, yabancılık çekmeyeceği nefes kesen bir kitap!
Bülent
5 Mart 2026
10/10
Kusursuz bir dil ve hiç dinmeyen bir hız var bu kitapta.
Heyecanlandıran, hep daha fazlasını istemenize sebep olan buluşlar da cabası. En çok dilinin üzerinde durmak gerek tabi: Çok kuvvetli, büyüleyici bir dili var, benzetmelerin tadı hala damağımda. Sıradan, düz bir anlatım biçimi kullanmadığı anlarda şaha kalkıyor bu dil. Bu açıdan kimi okuyucu için anlaması zor olabilir.
Benim yaptığımı yapıp uzun bir okumaya dönüştürmeyin sakın çünkü kitabın hızı süratli bir okumayı talep ediyor ve kitap böylece asıl doygunluğuna ulaşıyor. Ben yarısına kadar iki haftada geldim (tamamen benim tembelliğim tabi), kalan yarısını da bir gecede okudum. Müthiş.
Not: Çevirmenler affetsin ama bu kitap daha iyi bir çeviriyi hak ediyor.
Yıllar sonra not: Daha iyi bir çeviri gelmedi.
https://kayiprihtim.com/dosya/fahrenheit-451-ceviri-degerlendirmesi-ve-karsilastirmasi/
Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
YouTube kanalımda Fahrenheit 451 kitabını önerip distopya türünü anlattım:
https://youtu.be/DNo1wRTFR1g
Beni yak, kendini yak, her şeyi yak.
1954'te ilk olarak Playboy dergisinin sayfalarında boy gösteren Fahrenheit 451, bundan tam 63 yıl sonra da kitaplığımın sağ alttan 3. rafında günümüzden 500 yıl sonrasını anlatmak için boy gösteriyordu. Dile kolay 63 yıl onu hiç yaşlandırmamıştı sanki. Ebeveynlerimle tam olarak yaşıt olan Fahrenheit 451 sanki yerinde dururken bile bana o kadar yıllık deneyimiyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi kibritli ve alevli kapak tasarımıyla. "Beni okumazsan Sezen Aksu'dan Her Şeyi Yak parçasını açar ve sana bütün kitaplarını yaktırırım ulan!" diyordu sanki yerinden. Ve onu elime aldığımda kitaplıktaki yüzlerce diğer kitap bir tek ondan korkar oldu. Hayvan Çiftliği'ndeki hayvanlar o çok hayal ettikleri değirmeni kurmayı bırakıp yanmamak için çiftliklerine sığındılar, Küçük Prens kitabın üstündeki kibritleri gerçek sandı ve zaten küçücük olan gezegenine beğenmediği dünyadan insanları çağırarak yanmamak için ısı izolasyonu yaptırdı, Kürk Mantolu Madonna olan Maria ise yaz kış giydiği kürk mantosunun içinde zaten aşkın ateşinden patladığı için Fahrenheit sonsuz derece de olsa yanmaya hazır bekliyordu. Bir tek Umberto Eco'nun Gülün Adı kitabındaki kütüphane bu kitabı dört gözle okumamı bekliyordu.
Bir gün bütün polislerin olayları durdurmak yerine olayları çıkaranlardan olduğu, bir gün bütün ambulansların hastaları tedavi etmek yerine hastaları öldürdüğü, bir gün bütün itfaiyelerin de yangınları söndürmek yerine yangınları çıkaranlardan olduğu ters mantıkların dünyası. Bu distopyada 155'e, 112'ye, 110'a yer yok. Acil durumda aranacak ilk numara sensin çünkü.
Artık Burger King'in "Ateş seni çağırıyor!" reklamında da, yazın apaçilerin giydiği ateş desenli şortta da aklıma ilk Fahrenheit 451 gelecek. Çünkü ihtimal dahilinde bile olsa kitapların dünyada yakılmış, yakılıyor ve yakılacak olması insanın geleceğini kömür renginde karartan bir olgudur. Zaten fizikçi Pierre Curie geçmişte yakılmış her türlü kitap için şu sözü dememiş midir? :
"Endülüs Kütüphanesi'nden otuz kadar kitap kurtuldu, onlarla atomu parçaladık. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kurtulmuş olsaydı, şu anda galaksiler arasında geziyor olurduk."
Belki ne Endülüs Kütüphanesi'ne ne de Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi'ne sahip olabiliriz evet, ama distopya olarak gördüğümüz süreçleri birilerinin ütopyası olarak görmesini engellememiz bizim hayat gayemiz olmalıdır. Ağaçların rant uğruna kesilmesi kitap yakmakla eşdeğer değil midir? Onların ütopyası ağaç kestikleri alana hafriyat kamyonlarını yollamaksa bizim de ütopyamız en büyük hafriyat kamyonumuz olan ruhumuzu ve beynimizi aktif olarak kullanmaktır. Çünkü Fahrenheit 451'in başrolü Montag gibi her ne olursa olsun fikirlere kurşun işlemez. Sisteme ve medyanın Requiem for a Dream misali çekiciliğine her ne kadar savaş açarsak distopya-ütopya dengesinde de o kadar mantıklılaşır, o kadar ütopikleşiriz.
Annelerimiz yemeklerin pişme derecesini biliyor olabilir fakat biz de artık kitapların yanma derecesini biliyoruz. Bir gün 110'u aradığınızda evde sarılacağınız ilk şeyin kitaplığınız olması dileklerimle.
Çünkü kitapların ne varlığı ne de yokluğu bize yetiyor.