Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
bir itiraf: hiç ali teoman okumadım. okuyacağım. “gizli kalmış bir istanbul masalı”, nurten ay adıyla yayımlatıp 1991’de haldun taner ödülü aldığı aradan geçen yılllaaar sonra bu kitabın kendisinin olduğunu itiraf ettiği bir ilk kitap.
inanılmaz 90’lar kokuyor öyküler. ben çokça öykü okumaya tam da 91-92 yıllarında başladım. mahir öztaş’lar, kürşat başar’lar geldi aklıma. hep bir oyunbazlık, peşine düştüğümüz bilmeceler, çöze çöze ilerlediğimiz öyküler. birbirine bağlı üç öykü dışında giriş var.
girişte masallarla mitosların benzerliği, insanın ihtiyacından yola çıkmış olduğu değme ders kitaplarından daha güzel anlatılıyor.
kızguncuk’taki konakla açılış öyküsünde karşılaşıyoruz ki ben füruzan öykülerine benzettim biraz. ama ses ve ritim olarak epey farklı ve tekrarlayan ritimleriyle yine aşırı 90’lar.
yazarın deyimiyle ortanca öykü 90’lar beyaz yaka dünyasını, para ve çalışma hırsını betimlemesi açısından çok başarılı. hey gidi işletme okumanın havalı olduğu günler hey… yalnız şunu belirtmeliyim ki ben bu öyküleri nurten ay yazmış sanıyor olsaydım bu öyküdeki mizojeniden aşırı rahatsız olurdum. aseksüelim diyen (ki aseksüel değil vajinusmus muhtemelen) bir kadını hop yola getiriyor üstün başarılı bankacı beyimiz. çok klişe çok erkek maalesef.
üçüncü öykü zaten en güzeli. birbirine girmiş kişilikler, kapalıçarşı muhabbeti, bugün hepimizin bildiği ama 90’larda konuşulmayan azınlıkların kullandığı türkçe isim meselesi, elias-ilyas bulmacası çok güzeldi. diliyle, konusuyla iğne oyası gibi işlenmiş. bir istanbul beyefendisiyle sokakta dilekçeleri daktiloya çeken bitirim ibrahim’in diyalogları ali teoman’ın dilde ustalığını kanıtlıyor.
geç olsun, güç olmasın… ali teoman beyle tanıştık. ayrıca sorarım size romain gary- emile ajar tarzı bu oyunu oynamayı bugün hangi edebiyatçı göze alabilir?
hamiş: tabii baskı kalitesi, yazım yanlışları, dizgi, mizanpaj açısından 90’ları özlemiyoruz.














