Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
gece kitabı bitirdiğimde uyuyamadım sıkıntıdan. herta müller’in siren’den çıkma diğer kitaplarını da okudum ama onlar beni bu denli etkilememişti sanki. ya da ben yaşlanıyorum, dünya berbatlaşıyor, her şeyden daha çok etkileniyorum.
başı ve sonu birbirine bağlanan sarmal bir roman “yürekteki hayvan”. zaman sıçramalarıyla ilerliyor, lineer bir biçimde değil. o nedenle ilk başta çok da anlamlandıramadığımız ilk sayfaları romanı bitirdikten sonra yine okumakta fayda var. o zaman her şey yerine oturuyor.
adını bilmediğimiz taşralı genç kadın anlatıcının üniversite içim kente gelip öğrenci yurdunu anlatmasıyla başlıyor olup bitenler. yer romanya, diktatör çavuşesku, muhtemelen 70-80’li yıllar. ikinci dünya savaşı sonrası alman ve nazi nefreti baki, oysa anlatıcımız romanya’nın alman azınlığından. babası eski bir ss.
romanda herhangi bir olaydan anlatıcının çocukluğuna dönmesi o kadar ustalıklı geçişler ve etkili imgelerle yapılmış ki hayran kaldım. oyuncak, ham erik, devedikenleri, mezar yerleri… herta müller’in dili hep şiirsel, bu kez imgeler ve tekrarlarla dilini çokça destekliyor.
ölümler, ölümler, ölümler… yurt arkadaşı lola’nın anlatıcıyı hiçbir zaman terk etmeyecek intiharı ve tabii ki intihar olup olmadığının bilinememesi. sonra isteyerek, severek değil politik mecburiyetlerle arkadaş olduğu kurt, georg ve edgar. bu dörtlünün başına gelenler, işkenceler, bu mecburi arkadaşlık yüzünden birbirlerinin canlarını acıtmaya çalışıp durmaları.
köylüler, acımasızlık, pislik ve bu ortamda artık komünizme inanmamak, partiden, işten atılmak, iş bulmalarına engel olunması… bunu kendine iş edinmiş bir düşman: yüzbaşı pjele.
köylerdeki aileler, onlara yapılan tacizler, haklarında çıkarılan dedikodular. her şey ama her şey sinir harbi.
anlatıcının gerçekten severek, mecburiyet olmadan, apolitik tek bir arkadaşı oluyor: tereza. o ise bu korku ortamında bambaşka bir ihanetin kahramanı oluyor.
azala azala geldikleri yolda, varabildikleri almanya’da iki kişi kalıyor artık. bunca ölüm ve bu ölümlerin hangisinin gerçekten intihar olup olmadığının bilinmemesinin verdiği ağırlık.
almanya bir kurtuluş mu? değil. anlatıcının ev sahibi bayan margit’ten biliyoruz göçmenliğin hiç bitmeyen bir keder olduğunu.
çok ağır, çok sarsıcı bir roman. okuması kolay değil. herta müller’in o soğuk ve mesafeli dilini çağlar tanyeri mükemmel çevirmiş.













