Ümit Mutlu
5 Mart 2026
Çok çok güzel alt metinleri olan bir masal. Gerçekten çocuklar için ideal. Hatta büyükler için de.
Zaten en baştan beri, okuyucu fark ediyor, tüm kahramanların istediği şeylerin halihazırda içlerinde olduğunu. Yani beyinsiz Korkuluk zaten akıllı, Teneke Adam zaten duygusal, Korkak Aslan da zaten gayet cesur. Ve biliyoruz ki, daha en başta gümüş ayakkabıları ayağına geçiren Dorothy, aslında gidiş yolunu bulmuş, farkında değil. Yani yine, çözüm aslında kendi içinde.
Lâkin asıl güzellik, en sonda karşımıza çıkıyor. Güneyin İyi Kalpli Cadısı, Dorothy'ye bu gerçeği belirttiğinde, "aslında hiç bu kadar maceraya gerek yoktu güzelim" dediğinde ve okurla aynı fikre geldiğinde, yoldaşlarımız atılıyor hemen: "Hayır," diyorlar, "eğer bu maceraları yaşamasaydık, biz de kendimizi keşfedemeyecektik. Teneke Adam hâlâ paslı, Korkuluk hâlâ kazıkta asılı, Aslan ise hâlâ herkese saldırıyor olacaktı."
Kısacası, yaşanan her maceranın, hatta belki de hayatta yapılan her hatanın bile iyi ve öğretici bir yanı olduğunu anlatıyor bu güzel masal. Hiçbir şeyden pişman olmamak , ve çıkılan her yolculuğa (ya da siz ona hayat deyin - sarı tuğlalı yol olarak) devam etmek gerekliliğini vurguluyor.
Bir de çok hoşuma giden bir şey vardı; Porselen Şehir'de, Aslan bir kuyruk darbesiyle kiliseyi parçalıyor yanlışlıkla. Dorothy'nin tepkisi ise şu: "Umarım küçük porselenler bize kızmazlar. Ama size bir şey diyeyim mi? Onca kırılacak öteberi arasından geçip de bir ineğin bacağı ile bir kiliseyi kırmamız büyük şans, sizce de öyle değil mi?"























