Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
sosyal medyası olmasa keşke dediğim (özellikle pandemi sonrası) üç meslek grubu var: akademisyenler, hekimler, yazarlar (genelde yaşı biraz geçkince olanları). yani o kadar çok tvitte ah keşke sussanız filan demişimdir ki içinden bu meslek gruplarına.
şimdi akademisyen kafasını yıllar evvel çözmüş, o ilim irfan yuvası sandığımız kampüslerde neler döndüğünü bilen malcolm bradbury açıkçası meslektaşlarını itin dötüne sokmayı göze alarak bu romanı yazmış.
kendini yalaka öğrencilerinin ünlediği gibi “tarih adam” sanan sosyolog howard kirk ve karısı barbara kirk’in verdiği bir partiyle başlıyor roman. sene 70’ler, açık evlilik, özgür seks, doğum kontrol yöntemleri, komünizm her masada konuşuluyor. protestolar, graffitiler gırla. özgürlükleri ve değişikliğe ayak uydurmaları sayesinde 12 yıldır evli kalabilmiş kirk’ler öğrencilerin, kasabalıların, sıkıcı meslektaşlarının gözünden birer ilah.
oysa howard tüm cazibesini öğrenciler ve meslektaşlarıyla birlikte olmak için kullanan ahlak yoksunu bir adam. bunu sadece cinsel açıdan söylemiyorum. daha romanın başında genetikçi mangel’in üni’ye davet edildiği mesajını gizlice yayarak roman boyunca büyüyen bu dedikodunun kaynağı olduğunu öyle bir saklıyor ki. genetikçi olduğu için faşist denilen mangel meselesi pek çok akademisyenin gerçek yüzünü gösteriyor sonunda.
bir de yine faşist bulduğu, düşük not verdiği, sıkıcı ve sağcı öğrencisi carmody’e yaptıkları var. carmody’i şantaj yapmaya götürecek kadar sıkıştıran, aşağılayan kendisi oysa. bu olayda carmody’nin danışmanı bayan callender’ın tarafındaydım ki o da hiç beklemediğim bir biçimde howard’a dayanamadı ve olanlar oldu.
sonuç olarak son derece hin, sinsi ve manipülatif bir sosyoloji hocasını çok iyi tanıyoruz ama kadınlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. ne howard’dan daha zeki olan barbara, ne zayıf karakterli myra, ne de hocasıyla yatıp kalkarak bir yerlere geleceğini sanan felicity tam olarak derinleşmiş. amerika’dan gelen melissa todoroff karakteri ise karikatür olarak kalmış. yani üzgünüm malcolm bradbury romanınız akademik dünya açısından tam puan alırken, son derece eril bakış açısıyla sınıfta kaldı. ama 70’ler olduğu için affedildiniz.
gerçekten iyi roman, özellikle 1975’te yazıldığını düşünürseniz. akademik dünyadan gelen birinin o hayal kırıklığını anlatabilmek adına yaşananları faş etmesi oldukça cesur bence. çevirisi de oldukça iyi.
yine de mehmet h. doğan çevirilerinde hep hata bulurum, huyum kurusun. burada “seks ayrımcılığı” gözden kaçmış. sex’i cinsiyet değil de seks diye çevirmek komik olmuş ve editör de görmemiş. bir de howard flora’yla seviştikten sonra altına önce eşofman, sonra blue jean giyiyor, orada bir karışıklık var ama orijinaline bakmak lazım.








