Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
şu hayatta anlaşamadığım yegane konulardan biri böyle kafkaesk bir ortamda kim olduğunu aramaya çalışan, her şeyin bir oyun olduğu, herkesin bir oyun oynadığı, açtığı kapıların kapandığı, umutsuzca çözüm peşinde koşan zavallı karakterin olduğu kurmacalar…
noir polisiyeleri de bunu abartırsa sevemiyorum. net olun kardeşim bana :)) o nedenle herkeslerin pek övdüğü benimse içine giremediğim o kadar çok roman var ki. kafka’nın dava’sından şato’sundan başlayayım anna kavan’ın buz’una kadar… ve maalesef bu kez itiraf ediyorum’la herkeslerden önce tanıyıp sevdiğim, üzerine yazı yazdığım jaume cabré’nin “ateşin tükettikleri” adlı novellasıyla anlaşamadık. halbuki bürkem ne çok beğendi diye gaza da geldim. olmayınca olmuyor.
sağlık olsun. yine de burada en azından niye olduğu filan belli. ama aslında babasıyla, yetiştirme yurduyla, katalan şair paylaştığı için atıldığı işiyle nasıl güzel başlamıştı.
sonrası o hastane olmayan hastane, şarkıcı olmayan şarkıcı ve yerine bir türlü gelmeyen hafıza beni bitiriyor. yaban domuzlarının hikayeye katılmasını çok sevdim, en azından o kısımlar jaume cabré dokunuşu taşıyordu.
suna kılıç yine çok güzel çevirmiş. kapak fotosu ise ebru ceylan’ın ve pek havalı.








