Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
bu küçücük romanın yazılma sürecine ve öncesindeki yas sürecine azıcık da olsa buralardan aşina olduğum için ha geldi ha gelecek diye beklerken nefis bir adla geldi karşıma. kitabın adını öyle sevdim ki romanda tam da bu cümlenin geçtiği yeri de ayrı sevdim. zaten o kavuşma ânı, ah o tanışma ve kavuşma ânları… dünyalara bedel değil midir.
ben geleneksel anlatıyı çok severim, halk hikayelerinden tutun da efsanelere kadar. burada da aslı tohumcu, bu aşk hikâyesine, bu gerçeküstü anlara, zaman ve mekan dışı yolculuklara böyle bir anlatımı, masal anlatırcasına işin içinde olan bir anlatıcıyı seçmiş. yalnız işin içinde derken gelenekselden farklı olarak hem nalına hem mıhına geçirip duruyor, onu da belirteyim.
mutlu ve rüya’nın iki hançerle başlayan hikâyesi bazen çokça dağılarak sonra anlatıcının “aman neyse” diyip toparlamasıyla devam ediyor. nerelere nerelere uğramıyoruz bu arada… ev içinde şiddet gören kadınlara, yanlış adamları seçenlere, mezarlıkta yiyişenlere, ensest sonucu doğar doğmaz sokağa bırakılanlara, yatakta ihmal edilmiş kadınlara, bunun çaresine bakanlara… aslı tohumcu’nun daha evvelki kitaplarından aşinayız aslında bu konuların pek çoğuna.
ama bu roman özel çünkü kötüler hep cezasını buluyor, kaderleri birbirine yazılanlar kavuşuyor, aşk galip geliyor ve sonsuza dek mutlu yaşıyorlar. neden olmasın ki.
aslı tohumcu’nun edepsiz ve esprili diline bayıldım. kadınlardan böyle şeyler okumaya bayılıyorum onu da ekleyeyim. bol göndermeyle hayatında olan, yaşamına değer katan insanları, kitapları, yazarları, mekanları saymış, selam çakmış. bu kadar gönderme bazen anlatımın ritmini bozmuş bana kalırsa ama yazar tercihi der, susarım.
bu arada devrik cümle normalde sevmediğim bir şeydir ama geleneksel anlatıya çok yakışır. aslı tohumcu da genelde devrik cümle kullanarak seçtiği anlatıma uyan bir biçem oluşturmuş. bunu da ustalıkla yapmış.
ne diyelim o zaman? onlar ermiş muradına…













