Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
ilk ve ikinci kitabı arasında dilini bu derece hızla ve iyiye doğru geliştirmiş bir yazar görmek acayip hoşuma gitti. ilk kitabıyla ilgili yazdıklarıma bakabilirsiniz goodereads’te, kendimi boomer hissettiğimi söylemişim. bu kez tam tersine çok sevdiğim etgar keret öyküleri okuyormuş gibi hissettim ve boomer’lık demeyeyim ama bunların 30’una varmamış bir gencin yazması gereken öyküler olduğunu fark ettim. yani genç yazarların cidden üst kuşaklar gibi aynı yerlerde debelenmemesi gerekiyor, onurhan ersoy bu kitabında bunu çok yaratıcı bir biçimde başarmış.
öykülerin çoğu garip bir gelecekte geçiyor, ne zaman belli değil ama günümüzle çok büyük benzerlikler de var. köpek çocuklar sınavla polis akademisine hazırlanıyor, gitarlar patlamaya başlıyor, deniz kızları karaya çıkıyor, tutunamayanlar yeraltında yaşamaya başlıyor filan..
yine ben anlatıcıları çok sevdim çünkü onurhan ersoy küçücük bir cümleyle kierkegaard’ın sayfalar boyu anlatabileceği bir şeyi veriyor ve bunu bildiğimiz anlatıcıdan duymak iyi geliyor. çocukluğa, dondurmalara, abur cubura dayanan ayrıntılar, bazen limonlu topkek bazen de patlayan şeker bizi de hop zaman yolculuğuna çıkarıyor. keşke her kuşak çocukluğunu böyle ansaydı.
mesela “kalp patlatan beş vuruş”ta popüler referansları pek de bilemeyen deniz kızıyla muhabbet ilerlerken anlatıcının “bu ufak boşluklara rağmen güzeldi konuşmak. aynı şeyleri sevmek yakınlaştırıyordu insanları. hatta, insanları yakınlaştıran en genel şeylerden biriydi. aynı şeyden nefret etmek ya da korkmak da yakınlaştırırdı gerçi. ama sevgi bir başka” demesi küçücük ama derin cümleler. çok var böyle :)
aforizma tuzağına batmadan, kısa kısa kurulmuş cümlelerle yazmış öykülerini ersoy. ve türkçesinin bu sade ve güçlü yanına, ilk kitaptan beri böylesi değişmesine de yüz puan veriyorum. diyaloglar çok ustalıklı ve sanırım bu nedenle en sevdiğim öykü, uzun bir monolog olan “yeraltı sakinleri”. hani neredeyse “kneller’in mutlu kampı” üstelik istoç’tu, toptancıydı, kantin ayrıntılarıydı derken kurduğu yerli esnaf havası da çok etkili.
daha az olmakla beraber başka kitaplara, kendi ilk kitabına selam çakmış onurhan ersoy. y kuşağından, geleceği belirsiz bir dünyada, ekonomik olarak tüm kuşaklardan daha kötü şartlarda, etrafında kim var kim yoksa göçen, sanatın ai’yle ne olacağı belirsiz bir zamanda sanatla ilgilenen genç bir yazara ait öyküler bunlar. böyle olmalıydı, böyle de olmuş. çok sevdim.








