Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
bir yıl geriden de gelsem yeni öykü kitaplarını okumaya devam ediyorum :) ayşe nilay özkan’la tanışma sebebimiz önce emeklilik kararım sonra da “münzevi sesler korosu” oldu.
kitapta 12 öykü var ve çok parlak bir öyküyle başlıyor diyebilirim. “öf” sanırım en sevdiklerimden biri oldu. füruzanımsı konu, bilinçakışına varan anlatım, araya karışan fransızcalar, şaşkınlığı ve kafa karışıklığıyla refika’nın gözümüzün önünde çok sağlam belirmesini sağlıyor.
yine bu sebeple bu öyküyü tamamlayan “saklı lekeler”i de sevdim. okura açıklanmayan ama sezdirilenlerle, pis ve temiz olanın zıtlığıyla, berra da refika da iyi kurulmuş karakterler ama sanki devamı mı olmalı acaba?
“sivrisinekler bunu beğendi” sondaki sürprizi ve cesurluğuyla dikkat çekiyor, ayrıca berbat iç öyküyle ayşe nilay özkan zoru başarmış, vasatı da yazmış (ama yine de içinde vücut çorabı geçen bir kitap okudum, mesudum). ama x’teki adam, arayan arkadaş, habire sinek, dondurma vs ana öyküyü fazla dağıtmış gibi geldi.
“zebra kek” önce çok doğal diyaloglarla başladı fakat bir yerde nalan kitaplarla ilgili tirat atmaya ve hayatını anlatmaya başladı ve öykünün doğallığı bitti. oysa nalan’la hanife’nin sondaki konuşmaları da doğal.
“mavi, müdüre ve diğerleri” beğendiğim öykülerden biri çünkü çok hakiki, sınıfsal ve çalışma hayatına dair. sondaki “kadınlar günü” detayına kadar. yine mesele mavi’nin apartmandan merdivenleri inerek değil çıkarak ayrılması gibi ayrıntılarla belirtilen mekan ve sınıf, ustaca.
bunların dışında ben aldatan koca öykülerinden biraz sıkıldım açıkçası, benimle de ilgili olabilir ama yeni bir yerden, yeni bir dille farklı bir şey yazılmıyor ve hepsi birbirine benzemeye başladı. o nedenle “metamorfoz” o metamorfoza beni hiç inandıramadı mesela.
ayşe nilay özkan’ın ilk ve sondaki gibi nostaljik ama çok incelikli duygularla, ustaca detaylarla, terimlerle örülmüş öykülerde daha başarılı olduğunu düşündüm.
elinize sağlık.








