Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
aslında bu kitabı da aynı gospodinov gibi bekletecektim. ama yarınki yas ve fotoğraflar sunumuna hazırlanırken elimi attım ve dedim ki kesin fotoğraflar bölümü vardır. tabii ki yanılmadım. fotoğrafsız bir yası düşünemiyoruz.
yarınki sunumun son kitabı bu olacak çünkü normal bir yas değil burada yaşanan. ilk sayfada söylendiği için açıklayabilirim sanırım, intihar etmiş annenin yası. intihar konuşması zor bir konu. geride kalanı suçluluk duygusuyla açıklama isteğiyle kıvrandıran bir süreç. yaşamadım ama tahmin edebiliyorum.
miray çakıroğlu bu süreci önce haber alıp abd’den türkiye’ye yaptığı yolculukla, sonra cenaze, ilk 7 gün ve 40’ı diye ilerleyerek, lineer olmayan bir biçimde arada geri dönerek -çünkü annesini tanıması gerek, niçin niçin niçin sorusunu cevaplamak için-, terapistiyle konuşmalarını, parça parça alıntılar, şiirlerle, mitolojik göndermelerle aktarıyor.
kabullenme sürecinden sonra akrabalarla konuşulanlar, hatta büyük halanın sesli kaydının çözümü, geçmişi didiklemeler, neden neden neden ve önünde sonunda cevapsızlıkla barışmak belki de. pandemi döneminde sokağa çıkma yasağında yaşanan bu olay aslında o dönem kim bilir nelere yol açtı diye de düşünmemizi sağlıyor. çok trajik çünkü, sıkılmak ve çıkamamak, eve hapsolmak.
miraç çakıroğlu parça parça bizi de yasının içine alıyor, bu süreci, delilik mefhumunu, ev kavramını ve kendisini didik didik ediyor. çok etkili, çok hakiki.
rüya kayıtları da var, hepsinin ardında yatanı görmek mümkün uzaktan bakan biri olarak. keşke babama dair rüya kayıtları tutsaydım ben de dedim. hayal meyal hatırlıyorum bazılarını. annem yaşadığı için belki -evet okurken yüreğime öküz oturdu- çok da kötü olmadım. annesini kaybetmişlere hele intihar eden birinin ardında kalana zor gelebilir ama belki de iyi gelir, bilmiyorum. yazar hiç ajite etmeden anlatıyor. üstelik taşra, akrabalık ve saklananlar bence kitabın arka planında çok net olarak kendini sezdiriyor.
aynı yayınevinden aynı konuda biri anlatı biri roman diye yayımlanmış bu iki kitaptan birinin bu denli popüler olmasını diğerinin pek konuşulmamasını yerli edebiyatın ülkemizdeki makus talihi olarak yorumluyorum maalesef.








