Hakan Öztürk
25 Şubat 2026
kitabın okuyordum, derken sayfaların içinden bıçakçı petri'nin 44 numaralı ayakları çıktı ve ayak başparmağını emcüklemeye başladım. "Hıaaaaa!" diye uyandım, meğerse kucağımda kitap kabus görüyormuşum.
19. yüzyıl istanbul'u hastasıyım, öyle böyle değil, saçma bir nostalji hissiyle değil, o dönemde bir gün dahi geçirmek istemem ama severim o dönem ile ilgili okumalar yapmayı. dostlarım da bilirler bu dönemde geçen bir romanım dahi var. ufak da olsa o dönemden bahseden bir kitap varsa bayıla bayıla bakarım. notlar alırım. sermet muhtar alus'u çok severim mesela kötü bir romancıdır ama güzel bir anlatıcıdır, dili inanılmaz renklidir. osman cemal kaygılı keza, kendisi hem muhteşem bir romancı hem de halk edebiyatını yansıtan harika bir insandır, mahmut yesari ikisinin ortalamasıdır benim gözümde. hüseyin rahmi bambaşka bir seviyededir gözümde. romancı olmasa da ahmet rasim o dönemi öyle bir anlatır ki ağzımın suyu akar.
yıllardır istanbul ansiklopedisi kurcalar, faydalanır böyle kantarlı, cesametli bir işe girdiği için reşad ekrem koçu'ya hayranlık beslerim ama kendisinin romanlarına bir türlü girişememişimdir.
sunuhat kabilinden bu romana girişeyim dedim. kendimce az para da vermedim tam 3,5 paket sigara parası yani.
merhumun ayak fetişine, oğlan sevgisine yenik düştüm, romandan hiç bir zevk alamadım açıkçası, yani ne diyelim reşad ekrem ayak fetişi açısından quentin tarantino'nun proto arkaik öncülüdür mü diyeyim, yok yani uma thurman nere, selma hayek nere bıçakçı petri nere diyesi de geliyor insanın.
modern roman kriterlerini geçtim, kendi çağdaşlarına göre zayıf bir roman olarak gördüm bu romanı. ayrıca yayıncıya da bir çift sözüm var, o kadar paraya gitmiş teksir kağıdına basmışsınız romanı, kese kağıdına basaydınız da biraz kalın olaydı bari.
bu kadar saydın sövdün neden dört yıldız diyecek olursanız, Reşad Ekrem Koçu bu arkadaşlar boru değil. İstanbul Ansiklopedisi'ni yapmış adam. başkası olsa iki yıldızdı. :)













