8 Ocak 2026
Georgi Gospodinov-Bahçıvan ve Ölüm
Ya da
“Gitme o güzel geceye usulca”
Georgi Gospodinov’un, 2024’te kaleme aldığı ve Türkçede ilk baskısı Eylül 2025’te yapılan Bahçıvan ve Ölüm çok ses getirdi. Bunda ele aldığı evrensel temanın ve okurun bir anı-roman okuyor olmasının bilincinde olmasının da payı var. Roman, anlatıcının babasının ölümüyle yüzleşmesi sürecini parçalı bir anlatımla, ölümü öncesi, esnası ve sonrası, ve yer yer ev içi sahnelere, geçmişe dair anılara uzanarak kurar. Ölümün acısından ziyade bir kaybın geride kalanlarda bıraktığı iz konu edilir. Büyük ve dramatik bir olay örgüsü değil, durum öyküsüne yakın, güçlü ama sakin, hüzünlü ama bilge bir sorgulama, iç dökümü merkezdedir.
Henüz metin başlamadan yapılan şu uyarı ne kadar dikkate alınır, ki ben pek almadım, bilmiyorum ama gerçekliğinin aktarımının ve sözcüklere dökülmesinin de kurmacaya ait olduğunu iddia eder: “Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar. O artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir.”
Kansere yakalanan baba, son nefesini vermeden önce bahçıvanlıkla da ilgilenir, hatta yedi yıl, ve kitabın o meşhur açılış cümlelerini sembolik bir düzlemde de var eder: “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” (11) Gospodinov, bahçeyi onun öteki muhtemel yaşamı, sesi, içine attığı her şey olarak görür. Babasının ölümünü -doğru ifade, ölümün kendisindeki tesirini, muazzam, nahif tespitlerle, aforizmavari, şiirselleştirir ve evet, metni kurmacaya; acıyı çiçeğe; ölümü gerçeğe yakınlaştırır.
“Çiçekler aslında ölülerin gizli periskopları değil midir? Acaba ölüler dünyayı toprağın altında çiçeklerin saplarından mı izlerler?” (16)
“Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş ânı yokluğuyla dolduruyor.” (17)
“Bu ataerkil enlemlerde erkek çocuklar ağlıyorsa korkacak bir şey yoktur, ama yetişkinler ağlıyorsa — o zaman vardır.” (20)
“Ona bakıyorum ve bize nasıl yaşlanacağımızı öğreten kimse olmadı diye düşünüyorum. İnsan hayatının sonunda neler yapar? Nasıl yavaşlanır, artık tek işinin dinlenmek olduğuna nasıl alışır (dinlenmek iş midir)?” (40)
“Baba bambaşka bir şeydir — puslu, belirsiz ve karanlıktır, bazen korkutucudur, çoğu zaman ortada yoktur, sigarasının şnorkeline kenetlenerek başka sularda ve bulutlarda yüzer.” (140)
Metnin merkezindeki acıyı hissedersiniz, babanın günden güne dermansızlaşmasını, vücudunun bir deri bir kemik kalmasını, ölüme hazırlanışını duyarsanız gövdenizde. Hele, son anlardaki dayanılmaz, bitimsiz ağrının/acının dinmesini dilersiniz, o kadar yakınsınızdır metne. Acı, varlığa-yokluğa dair bulutları dağıtır, neyse ki, ve ette birikir.
Lütfen babam çok acı çekmesin.
Lütfen babam çok acı çekmesin.
Lütfen babam çok acı çekmesin.
Lütfen babam çok acı çekmesin.
Lütfen babam çok acı çekmesin.
Lütfen babam çok acı çekmesin.
Lütfen babam çok acı çekmesin.
Bunu deftere muska gibi yedi kere yazdım, bu sayının faydası olmalı. Artık başka bir şey istemiyorum, sadece çok acı çekmesin. (37)
Ölümün yası değil de geride kalmanın hüznü, en yakınının elleri ellerindeyken hayata gözlerini kapamasının izi taşar sayfalardan. Özellikle kuyu imgesi, ölümü önsemesi ve çocukluğun gizlerini barındırması açısından bu izin merkezinde yer alır. İlk korkusu ve tekrarlanan ilk kâbusu olarak tanımladığı “ebeveyn defnetme”, babasının, annesinin ve kardeşinin köy kuyusunun dibinde ve hiç çıkamayacak olmalarını konu alan rüya, onu yazmaya iter. Babasının gerçekten bir kuyuya indiği ve iplerle çıkarıldığı sahneyi, şimdi iplerle defnedildiği çukur tamamlar.
Tamamı. https://ondersit.substack.com/p/georgi-gospodinov-bahcvan-ve-olum