Satırlardan Varoluşa - Sedat Yağcıoğlu
16 Şubat 2026
Varoluşun İlahisini Dinlemek: Rıdvan Hatun Yazını
Rıdvan Hatun dili, anlatısı, evreni, edebiyatı var. Bu güçlü bir başlangıç, evet; çünkü özgün olma kaygısını hiç hissetmediğiniz, oldukça otantik bir dünyayı ve onun dilini deneyimliyorsunuz Hatun’un yazınında. Yazarın ilk kitabı Billur Örüntüler ile Cehennemde İlahi, birkaç ortak zeminde buluşsa da; söz gelimi varoluşçu zemin, her biri biricik karakterler, son derece yalın ve sade bir dil gibi, her iki kitabın ayrı ayrı, titizlikle okunarak incelenmesi gerekiyor. Billur Örüntüler, bir ilk kitap olarak yeni bir ‘sesi’ bize müjdelerken, Cehennemde İlahi, kısa sürede Hatun'un yazarlığını nasıl deneysel ve takdirlik bir seviyeye taşındığını, okuyucuyu heyecanlandırarak işaret ediyor.
Burada tercihimi, Cehennemde İlahi'yi görmeye çalışmaktan yana kullanıyorum. Bir temel anlatının çerçevesi içinde, öyküleri birbirine teğeller gibi işleyen bir halka ile başlıyor ve tamamlanıyor kitap. Bir öykü kitabı için, bu yöntem, anlatılan farklı hikayeler de olsa, bir murat olduğunu hissettiriyor. Yanlış anlaşılmasın, Rıdvan Hatun bize bir şey anlatmaya çalışmıyor, sanki karakterlerine bir şeyler anlatmak istiyor gibi daha çok. Kendi üretimi olan kapak görselinden, temel anlatı ve öykülere kadar bütünlüklü bir çöküşe bakıyor gibiyiz. Kapakla başlayalım. Bir ayağı havada, hareket halinde olduğunu düşündüğümüz bir at. Önünde bir ‘kaya’, arka ayağı ise bir halata bağlı. Kitap boyunca okuduğumuz 7 öykünün her birinde de, hareket etmek isteyen ama hem fiziksel dünyalarındaki bariyerlere, hem de içsel engellerine takılıp kalmış karakterleri okuyoruz. Bir cehennem tasvir etmiyor Hatun, ancak cehennemi çöküşler yaşayan karakterlerin varoluşsal sancılarını duyuyoruz. Ajite etmeden, bağırmadan, sessiz sakin, şiirsel bir yolla anlatmayı başarıyor tüm bu cehennemi. İlahi olan da, bu cehennemden, bariyerlerine rağmen, çıkma çabasının kendisi gibi.
Yazarın dili; insanlara dair gözlemlerinin, insanı anlama çabasının, sosyal ve toplumsal ilişkilerin dinamiğinin derinliğini, sessiz ve oldukça güçlü biçimde yansıtır nitelikte. Pastel bir evren burası, hiçbir şey parlamiyor ve hatta yer yer içe doğru sönüyor sanki. Bir nevi karanlık edebiyatın evrenindeyiz. Burası cehennem değil, cehennem sanki biziz, çöküşlerimiz ve cehennem başkası gibi. Der gibi Ridvan Hatun: Her birimiz, ben olarak eksikliyiz, diğerindeki yankılarımızla var oluruz. Lakin, o başkası, tam da cehennemin kendisidir. İşte ilahi olan, ötekindeki ben'in yansımalarında gördüğümüz kaostan kaçmadan, tüm belirsizliklere doğru uzanacağımızı kabul ederek, yeniden ben'e dönebilmek. İshak'ın"olası babaları" da, Aysel'in "olamayan" kocası da, ancak kendilerine döndüklerinde görünür olmaya başlıyor. Ancak, diğerlerinin yüzlerindeki aynalarla, o cehennem içindeki ilahiyi duyabilmek mümkün hale geliyor. Ridvan Hatun, Türkçe yazın için başlı başına bir müjde. Biliyoruz ki kurmaca, aslında varoluşumuzun hayatı anlama imkanlılığının en güçlü araçlarından. İşte tam da burada, daha iki kitabıyla, hayatı onun anlattığı biçimiyle okuma imkanlılığı için, bir kitabını bitirir bitirmez, gelecekteki olası yeni kitaplarına doğru uzanıyor bakışlarımız.