


Evreni bir olay olarak anlattık. Başlangıcına isimler verdik, formüller yazdık, teoriler ürettik. Ama hiç şunu sormadık: Ya evren bir şey değil de biri ise? Eva’nın Doğuşu, evreni cansız bir mekanizma olarak değil; düşünebilen, hastalanabilen ve iyileşebilen devasa bir Bilinç olarak ele alıyor. Galaksiler onun sinir ağları, yıldızlar hücreleri, insanlık ise bu kozmik bedenin içinde çoğalan küçük bir mikroorganizma… Bu kitap, insanı evrenin merkezinden indiriyor. Onu, kozmik bir organizmanın kenarında gelişen bir yan etki olarak konumluyor. Yıldızların doğumu, medeniyetlerin yükselişi ve yok oluşu, kadim ırkların silinişi… Hepsi Eva’nın bedeninde yaşanan biyolojik süreçlerin yankılarıdır. Şimdi insanlık yıldızlara yayılırken, Eva’nın kadim bağışıklık sistemi yeniden uyanabilir. Ve o an geldiğinde insanlık, ya yok edilmesi gereken bir enfeksiyon olacak… ya da bu bilincin içinde filizlenen yeni, sağlıklı bir hücre. Eva’nın Doğuşu, bilimsel bir iddia ortaya koymuyor. Ama bilimin dokunmadığı, rahatsız edici bir ihtimali fısıldıyor: Ya biz, evrenin efendisi değilsek? Ya sadece onun bedenindeki geçici bir titreşimsek? Kozmik korku, felsefi bilimkurgu ve varoluş üzerine düşünen herkes için sarsıcı bir düşünce denemesi.