Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
çok çok farklı bir roman. herkese göre değil bir kere, en başta onu söyleyeyim. yazar bir röp'ünde her zaman üç birlik kuralıyla yazdığını söylemiş, tek mekan, tek olay, tek gün. o yüzden olay, serim düğüm çözüm beklentisi olanlar yanılır.
göçmüş ama geri gelmiş ve hemen ardından cizre için yazdıkları sebebiyle 2 yıl hapis yatmış ev sahibi kadın yazarla, on yıldır kanada'da göçmen olarak yaşayan, bin bir türlü işte çalışıp dilini konuşup konuşmadığını bile hatırlayamayan misafir yazarın arasındaki diyalog muhteşem bir roman olmuş çıkmış.
pen'in davetiyle kadın yazarın karaçam ormanlarındaki evinde 1 hafta konaklayacak ve metinler yazacak iki yazardan biri anlatıcı. diğer yazar ertesi gün gelecek ve onun gelişine şahit olmuyoruz bile.
ama insana dair ne varsa konuşuluyor işte romanda... önce daha politik başlayıp cizre meselesi, kadın yazarın mahremiyetine saldırılarak evinin basılması, gözaltı süreci, savcının evdeki kitaplarla ilgili fıkra niteliğindeki soruları, olmayacak denenin olması ve 2 yıl hapis, tabii önce hücre, sonra koğuş... hiç bilmediğin bir ortam, yalnızlık.
sonra bence fatih balkış'ın aynen buradaki anlatıcı gibi on yıldır kanada'da yaşaması sayesinde dışarıdan bakabildiği bir edebiyat ortamı eleştirisi var, eleştiri de değil, dert yanıyor kadın yazar. hapisten çıkınca yazması beklenen roman, romantikleştirilen hapishane günleri, romantize edilen acılar... ki bunların hepsini yaşadık gördük şu son 6-7 yılda değil mi?
sonra göçmenlik, göçebelik, bir yere yerleşememek, dil meselesi...
taşra, köylü, doğa, insan, maden ilişkisi...
varoluş, varolamama, zaman geçtikçe insanın yakasına yapışan pişmanlık ve ezilme, sancı...
ve tabii arada bir sürü edebiyat bağlantısı, atıf, gombrowicz neredeyse bir karakter, bernhard da önemli ve arada o kadar çok isim geçiyor ki insan hepsini bilip tekrar okumak istiyor.
yani bu roman olmayan romanda insana dair ne varsa yer alıyor. incecik bir kitap olmasına rağmen günde 30 sayfa filan okuyabildim, her satırını çizesi geliyor insanın. roza unutulmayacak kadar güçlü bir karakter.
ve fatih balkış bu karşılıklı diyaloğu ayırabilmemiz için (tabii ki konuşma çizgisi ve tırnak yok ;)
-yazarlarımızın pek çoğunlukla dikkat etmediği- kip kullanımını o kadar ustaca kotarmış ki. miş'li geçmiş zaman ve di'li geçmiş zamanı ayırdığı yerleri ve bu geçişleri çok çok sevdim.
bir an önce eski kitaplarını okumak istiyorum :)













