Oğuz Aktürk
25 Şubat 2026
İncelemeyi okumaya üşenirim, Kendine Ait Bir Oda kitabını, Woolf'u ve feminizmi izleyerek anlamak istiyorum diyorsan : https://youtu.be/2wBw2mNQnck
Etrafımdaki herkes ölürken bir ben mi kaldım eksik?
"Eğer bir kadın edebi bir eser yazmak istiyorsa kendisine ait bir odası ve parası olmak zorundaydı." Virginia Woolf
Virginia Woolf. 1882'de doğdu. Annesi 1895'te öldükten sonra korkunç sesler duymaya başladı ve insanlardan korkmayı öğrendi. 2 yıl sonra sevdiği üvey ablası öldü. 1904'te babası öldü. O dönemin eğitim sisteminde kadınların ikinci planda kalmaları sebebiyle okula gönderilemedi, babası gibi kalemiyle parasını kazanmak istedi. Bütün bu ölümlerin üstüne savaş ve yetenek kaybı korkusu da eklenince 1941'de ceplerindeki taşlarla nehre atlayıp intihar etmesi için başka hangi nedene ihtiyacı vardı?
Erkeklerin toplum içindeki göz çarpıcı üstünlüğü mü?
Girdiği özgürlükçü ortamların etkisiyle feministler içinde neredeyse %5'lik bir kısmı kaplayacak olan lezbiyenliğe adım attı. Feministliğin ilk kez 19. Yüzyıl'da ya erkeklerin kadınsılaşmasını ya da kadınların erkeksileşmesini ifade eden bir tıbbi terim olarak kullanılması gibi hayatının merkezine zıt düşüncelerin ve cinsiyetlerin bir beyinde aynı anda bulunabileceğini diyalektiksel bir şekilde aşılamaya çalıştı.
Biyolojik cinsiyetten ve biyolojik kaderden ayrılmış bir toplumsal cinsiyet kavramını yerleştirmek istedi. Çünkü kadının zamana bağlı olmayan edebi bir saygı kazanabilmesi için kendisine ait odası ve parası olması gerektiğini savundu.
"Benim gözümde sizler utanç verici derecede cahilsiniz. Önemli olarak kabul görecek hiçbir keşifte bulunmadınız. Hiçbir imparatorluğun sarsılmasına neden olmadınız. Hiçbir savaşa ordunuzun başında gitmediniz." dedi dünyanın bütün kadınlarına. Bir feminist. Bir lezbiyen. Bir kadın.
Biyolojinin ve fiziksel gücün kaderciliğini reddetti, her kadının edebiyatla, kalemiyle, çabasıyla kazanabileceğini savundu Kendine Ait Bir Oda'da . Hayatın ve bilginin bütün türlerinde kadınların erkeklerden aşağı ve onlara bağlı olduğu bir toplumda salt çocuk doğurganlığı işlevi yüklenmeye çalışılan, kurumlardaki erkek egemenliğinden fiziksel güç üstünlüğü gerçeğine tümdengelinen bir kadın tanımlanmaya çalışılırdı.
AMA; bu kadının istediği tek bir şey vardı. Kadınla tanımlanmak. Kadının kendi kendisine yetebileceğine, onun potansiyelinin mükemmelliğine, onun kendi Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin tepesini görebileceğine ikna etmek!
Aslında her kadının bence de kendisine ait bir odası vardır, her ne kadar kadınlar hakkında yüzlerce kitap da çıkarsak, niceliklere sığdırılamayacak zamanlarca onlar hakkında da konuşsak, kadınların her daim kafalarından bir türlü dışarı çıkmayan, ömür boyu içlerinde kalacak, başkalarına anlatamayacağı bir şeyler de her zaman olacaktır.
İşte, bu kitap da kadınların geleceğe seslenebilmeleri ve eser bırakabilmeleri açısından değerli bir kitaptır. Bir motivasyon, bir manevi destek ünitesi, düşünceleri olan bir kadının ürünüdür.























