25 Şubat 2026
YouTube kitap kanalımda Hakan Günday'ın bütün kitapları ve kitaplarını okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/uqCotb6in_0
"Burada bir daha kitap okursanız sizin bacaklarınızı kırarım."
Albay H.B.
Batman, 2018.
Masmavi gözler, deniz ve gök mavisi. Bir onun yüzüne bakıyorum, bir de onun orada rahatça oturmasını sağlayan hemen arkasında bulunan tablodaki adamın yüzüne. Ortak noktaları ise sadece göz renkleri.
Karşısında eğilip bükülmeden, sırtımı kamburlaştırmadan oturduğumun cezası olarak o güne kadar hiç kimseden yemediğim şekilde bir azar yiyorum. Fakat bunların hiçbiri benim umrumda değil o anda, gözümü albayın masasının üstünde bulunan bir alıntıya dikmişim, albayın dedikleri bir kulağımdan giriyor, öbüründen çıkıyor. Alıntı Epiktetos'tan :
"Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır."
Güzelliğini geçtim, beni ne anlamıştı, ne de dinlemişti. Bugüne kadar karşıma ilk kez böyle bir insan türü çıkıyordu, tam olarak ne yapmam gerektiğini gerçekten bilmiyordum. Bunun bir kural kitabı mı vardı? Emin olduğum tek şey, yapılacak daha önemli işlerinin olduğuydu. Dışarıda olsa yüzüne bile bakmayacağım insan karşıma geçip dakikalarca omzundaki yıldızlara bakmamı ve saçlarının beyazlığını seyretmemi istemişti. Albaya omzundaki yıldızları değil de dışarıdaki yıldızları seyredip hayal kurmamız gerektiğini söyleyemezdim. Bunun cezası kendisinin de o anda yüzüme karşı söylediği gibi, Sason ilçesi diye bilinen terörizmin yoğun olduğu en kritik üs bölge karakollarından birine sürülmek olurdu.
Bir başka gün, kahvaltının yetersizliğinden ötürü karnımız doymadığı için masanın üstünde duran henüz aldığımız poğaçaları, yine çay ocağına taktırdığı kamerayla her hareketimizi kendi bilgisayarından takip ettiği için görüp, bize poğaça satışını anlamsız bir şekilde yasaklaması... Adamın sözcük dağarcığında "Günaydın" kelimesinin karşılığı olarak "Koduğumun askeri" söz öbeğinin bulunması... Yemek saatinde yemek yemeye çıkıp çay ocağını kapattığımız bir gün hayatımda yemediğim kadar küfrü yemem...
Ama...
Ama önemli olan H.B. değil, önemli olan bu satırları yazan elimdeki HB kalemim ve düşüncelerimin imparatorluğuydu. Böyle yazmıştım asker günlüğünün 115. sayfasına.
Ne kadar korku aşılarsanız aşılayın, ben o kadar bağışıklık kazandım sizin korku virüsünüze. İstediğiniz kadar vurun bu aşıdan artık, korkmam.
Kır benim bacaklarımı albayım, ben orada her gün kitap okudum ve bacaklarım sağlam olarak döndüm memleketime, siz beni hiçbir zaman tanımadınız ama ben sizi, sizin kendinizi tanıdığınızdan daha iyi tanıdım. Arkanızda tablosu bulunan mavi gözlü esas kahramanın önünde oturmayı kesinlikle hak etmiyordunuz.
Ziyan'da buz gibi soğuk bir hava vardı. -20lerde, -30larda... Batman'da ise cehennem fragmanı misali bir hava vardı. Termometrelerde bu gözler 50'yi görmüştü. Ziyan'da zekalar donuyordu, bizde ise eriyordu. Sanki bizi cehenneme atmalarından önceki son çıkışta görüp görebileceğimiz en sıcak yerde gösteriliyordu bu filmin fragmanı. Sinema salonu alay, filmin yönetmeni ise komutandı.
Kornalarla ve sevinç gösterileriyle uğurlandı vatanı koruyacak olan "ASİL" evlatlar,
inşaat molozu taşımaktan dolayı oluşan sırtlarındaki çiziklerle, revirde doktor olmamasından, hijyen koşullarının o güne kadar herhangi birinin gördüğü en kötü koşullar olmasından ötürü bitmeyen ishallerle ve kusmalarla,
dikenli bitkileri çıplak elle taşımaktan dolayı oluşan ellerdeki yaralarla,
uykularından kaldırılıp gecenin köründe çuvallarca at boku taşımalarla,
kitap okumayan uzun dönemlerin çağ dışı sataşmalarına maruz kalmalarla,
her gün en kritik üs bölgesine sürülme tehditleriyle,
kar yağan havada yerden kar küremeye çalışmalarla,
kazmalarla, küreklerle,
uğurlandı hayat felsefelerini salt bir üst rütbesinin gözüne girmek olarak belirlemiş komutanları tarafından.
Her Türk asker doğar diye bağırdılar boğazlarını patlata patlata, her Türk'ün herhangi normal bir insanın doğuşu gibi bebek olarak doğduğunu söyledim, katı