Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
oh bee biraz salâh birsel okudum da keyfim yerine geldi, kulağımın pası silindi, dedikoduya da leziz türkçeye de doydum.
ah beyoğlu vah beyoğlu nerdeyse 19. yy sonlarından başlıyor beyoğlu’nu anlatmaya 1950’lere kadar geliyor. arada şişli’ye, sonlara doğru boğaz’a da uğruyor hatta. ama nasıl anlatmak? mekan mekan edebiyatçılarla. kim nereye gidiyor, kim kimle samimi, kim çok içti, o gecenin sonrası hangi şiirler yazıldı, kim küfelik oldu, kim kendine gelsin diye odaya kitlendi…. nefis nefis anılar.
ha ilgili olmayan sıkılabilir, onu bilemem. yüzlerce isim geçiyor çünkü.
ama bir yandan da tc tarihi. edebe aykırı bulunanlar, türk aile yapısını bozmaktan yargılananlar, komünistler… hani beyoğlu’na şapkasız çıkılmayan o nezih zamanlarda türk sağcısı ve yargısı yine ne haldeymiş okuyun da görün.
onun dışında açılıp kapanan dergiler, yüzlerce… parasızlık. verilmeyen telifler. üçkağıtçı yayıncılar. salim şengil var ama salim amca, nasıl hakkaniyetli telif dağıtırmış, işte böyle anıyoruz onu da.
orhan veli, sait faik ve yahya kemal’le ilgili acayip detaylar. sait faik hakkaten ilginçmiş, geçinmesi de zor. yahya kemal her zamanki gibi, sevmeyiz :)
ideal bir dünyada, edebiyat dersinde 12. sınıfta bu kitap okutulurdu mesela. hem eğlenceli hem bilgili, sıkıcı ezberlerdense salâh bey tarihiyle öğrenirdik 1940’ları 50’leri ama nerdeee?
salâh birsel’in kendisinden 3. tekil şahısla bahsettiği, araya bazen güzinciğini kattığı bu deneme-anıları keşke herkes okusa.













