Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
nahid sırrı örik’in dünyasıyla tanışmak isteyenler oyun seviyorlarsa eğer, hızlıca bu dünyaya girebilirler oyunları sayesinde.
türkoloji bölümlerinin ve türk edebiyat dünyasının yıllarca görmezden geldiği nahid sırrı oyunlarında aslında romanlarından aşina olduğumuz konuları, mekanları ve kişileri işliyor.
ilk oyun “sönmeyen ateş”te kurtuluş savaşı sırasında paris’te otel odalarında kendilerini sürgün addeden zengin osmanlı tayfasının iç yüzü var. dedikodu, ankara hükümetine güvensizlik, para hırsı, dalavere… tabii ki her oyunda her romanda olduğu gibi en kötü karakter bir kadın: neriman. 30’larda yazılmış bu oyun içeriği gereğince halkevlerinde filan oynamış tabii. ama kitaptaki en iyi oyun olduğunu söyleyemem.
“muharrir” bence en zayıf oyun. oyunun sonunda yazarın sitemi var, şehir tiyatroları oynayacağız demiş ve oynamamış.
“oyuncular” nahid sırrı’nın sevdiği yıldız dünyasına yaştan ve yaşlanmak açısından bakan bir oyun. herkesin birbirine laf soktuğu, hizmetçinin bile kendi kendine uzun uzun onu bunu çekirştirdiği, ne kadınların ne erkeklerin yaşlanmaya razı geldiği, yaşlanan aktör ve aktrislere kimsenin bunu söyleyemediği bir dünya. arada bence en ilginç olan batılı tiyatro dünyasının kumpanyaları, kantoları, geleneksel tiyatroyu nasıl hor görüp aşağıladığı.
“para uğrunda” 1949’da şehir tiyatrolarında oynanmış. çok şükür nahid bey bunu görmüş yani. ankara’da ve istanbul’da işlerin nasıl döndüğüne, ihalelerin nasıl satın alındığına dair acayip detaylar olan bir oyun. yani insan diyor ki yuh olsun hiçbir şey değişmemiş. yalnız burada şimdiki ahlakçılık yok tabii, karısını gayet peşkeş çeken bir işadamı var. hayret bu kez en kötü karakterler erkek. münevver hanımı kocası ve genç dostu elbirliğiyle öldürüyorlar desek yeti. yalnız oyunda “bana lololo yapma” gibi bir cümle var, bayılıyorum böyle detaylara.
bence son iki oyun, “alınyazısı” ve “ihanet” kitabın en güzel oyunları. serdar soydan söylemişti, “alınyazısı” epey tennessee williams havası taşıyor. ben kadın karakterin genç kocasından bile yaşını saklamasını, oğlunun sıkıcılığından şikayetini ve yaptığı hataları çok çok gerçek buldum ve kitapta en sevdiğim karakter oldu. nahid sırrı bile ona kıyamamış ve sonda onu sevmemizi sağlayan bir hamle yapmış.
“ihanet” ankara ve zonguldak’ta geçiyor, yani nahid sırrı’nın iyi bildiği iki şehir. bu kez femme fatal tipik nahid sırrı kadını. ama oyun yine ankara’da cumhuriyetin ilk yıllarında dönen dolaplar ve gece hayatı, modernleşme açısından okunursa nefis bence.
nahid sırrı’yı nahid sırrı yapan oğlak’ta oyunlarını halen bulabilirsiniz. yeni yayınevi ne yapar bilmem, bastıkları bile kayboldu gitti zaten, her zamanki gibi.













