evren erarslan
24 Şubat 2026
Kitabı okurken sürekli kafamdan bir düşünce geçti. "Dostoyevski yazdı diye beğenmek zorunda değiliz." Temelleri sağlam bir psikolojik çözümlemeye dayanması gereken bir öyküde, anlatılan kişinin değil anlatıcının üzerinden gitmesi biraz dengeleri allak bullak ediyor. Kibirli gözüken bir adamın sevdiği kadını kendi formlarına göre biçimlendirme çabasının neden olduğu sonuçları görüyoruz. Adamın sürekli kendisinden bahsetmesi ve duruma neden olan durumun kendisi olmasına rağmen bunu kabullenmemesi gergin bir metin okumama neden oldu. Alt metninde farklı çözümlemeler vardır ancak bu tarz kitaplarda anlatıcının psikolojisi anlatılıyorsa düğümleri de anlatıcı açması gerekiyor. Albert Camus'un Düşüş öyküsüne çok benzettim bu haliyle, fakat Camus'un Düşüş'ü ile baş ölçüşebilecek kadar felsefi ve derinlikli değil maalesef bu öykü.























