Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
pandeminin ilk üç ayındaki gibi dikkat dağınıklığım var. neden bilmiyorum, son bir haftadır bu nurtopu gibi dikkat dağınıklığıyla şu güzelim kitabı elimde süründürdüm.
bu kadar basit, bu kadar plansız yazılmış gibi görünen ama aslında son derece planlı, sade, okur okumaz aile sofralarınızı anlatmak isteyeceğiniz bir roman az bulunur.
birinci dünya savaşından çıkmış 5 çocuklu yarı yahudi yarı katolik levi ailesinin hikayesi bu. antifaşist ve bilime, sanata tutkun bir aile. ki en baştan bolca hakaret eden “eşek, zenci” filanların havaya uçuştuğu babaya sinir olurken, sonra aynı kendi ailemiz gibi kıyamıyoruz bit taraftan.
anne apayrı, en büyük aile sözlüğü onda, natalia ginzburg bu denli büyük bir yazar olmuşsa aklı bir karış havada, her tür zorluğa karşın hayata mutlulukla tutunan, hikayelere aşık bu anne sayesinde bence.
bu 5 kardeşin büyümesi, hapislere düşmeleri, mussolini gerçeği, bangır bangır gelen ikinci dünya savaşı, sonrası, dağılan kardeşlerin her birinin ayrı hayatı, ölenler, gidenler.. o kadar doğallıkla anlatılıyor ki sanki mahallede bir komşumuzu okuyoruz. (ki bu arada isimleri kısacık açıklamalarla not alırsanız iyi olur, bir süre sonra hatlar karışıyor.)
natalia ginzburg arada “nerde kalmıştım, ne diyordum” diye bizi karşısına almış da anlatırmış gibi yazmış. planlı diyorum çünkü duygulara sıfır temas. ölen kocasından da, nasıl öldüğünden de yeniden evlenmesinden de, savaşta 3 çocukla kaçak olarak yaşamanın zorluklarından da, can dostu pavese’nin intiharından da sadece söz ediyor. detaya girmiyor kesinlikle. bilinçli bir tercih olduğu çok belli ve bugünün duygu dünyasından çıkamayan yazarına çok ters :))
tabii ki alejandro zambra’nın okumamak’ından yola çıktım bu kitabı okurken. bittikten sonra yazdığını da yeniden okudum.
zambra’yla aynı şeyleri düşünmek ❤️ ben.
çeviri gayet ustalıklı.
* aile sözlüğüme ilk girdi: “gölük raif”












