Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
armağan tunaboylu’nun metin çakır polisiyelerini seviyorum. aslında polisiye vakadan çok pezevenk metin çakır ve yaşadığı mahalleye dair anlatımlar hoşuma gidiyor. argo, küfür, şiddet, memeler, götler, falçatalar her yerde. tahminimce bundan rahatsız olan da olabilir, ben seviyorum.
bu metin çakır’ın tam da tatile gidip geldiği haftadayız. bronzlaşmış ve kendi deyimiyle arap taşağı gibi olmuş. ama bir geliyor ki o bir haftada yer yerinden oynamış. yep gezi parkı olayları. 2013.
park cinayetleri 2019’da yayımlanmış, olayların üstünden makul bir zaman geçmiş ve derli toplu anlatılıyor. derli toplu derken metin çakır’ın ne olduğunu anlamaya çalışması, gaz yemesi, öldüğünü sanması ve gaz maskelileri tarifi beni epey güldürdü kitabın başında.
çok da siyasete bulaşmadan, aslında insanların nasıl bir atmosferde oldukları ve tabii ki kurduğumuz gerizekalıca hayaller var kitapta. hafiften cemaat ve polis bağlantısı da.
gencecik selim’in metin’in genelevindeki orospularca sahiplenilmesi, metin’in gençle tanışması, çocuğun buradaki ablalarla teyzeler bana çok iyi baktı filan demesi, kadınların tepkileri yine çok komikti.
aslında kitabın her zamanki gibi cinayet işlenip metin’in üstüne kaldığı yere kadar çok komikti. sonrasında şiddetin dozu da metin’in çabalarının hızı da artıyor. bu kez vaka iyice muğlaktı. ve bence biraz zorlamaydı. gözden kaçmış ifadeler ve aşırı tesadüfler derken ne olduğunu anlamdan çözüldü her şey.
niye bu kadar acele bitti hiç anlamadım. armağan bey mi sıkıldı, aman daha ne uzatıcam mı dedi bilmiyorum ama bir anda karman çorman olmuş her şey son bölümde bizi çok da tatmin etmeden çözüldü. tabii metin çakır’ın kapalı oda final konuşmasıyla. ama dediğim gibi bana çok aceleye gelmiş gibi hissettirdi. cinayetin ne sebebi ne sonucu tatmin etmedi.
sondaki sözlük çok iyi fikir. sayfalar dolusu küfür, argo, deyim… daha nolsun.
*kitabı deprem sıkıntısından uzaklaşmak için okudum aslında. iyi de geldi. başlarda çok güldüm hatta. sonra geziyi hatırlayıp hüzünlendim biraz. ama bakın aradan 6 yıl geçince nasıl da oturuyor her şey ve yazılabiliyor. kitabı okuduğum gün depremin 4. günüydü ve 7 yazar deprem fotolarına ajite yazılar yazmaya karar vermişti. gazete oksijen’in de bu yazarların da yaptığı bu acele ve erken romantizm bu depremin unutulmaz utancı olacak. özür dilemiş de olsalar.













