Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
kısa günün kârı, bir de bunu okudum. açıkçası “sen” diye kim olduğu bilinmeyen birine hitap edilen kitapları hiç sevmem ama michel del castillo bunu bir şekilde becermiş çünkü çok rahatsız etmiyor.
yani bildiğimiz taşra, ispanyol taşrası da bizimkini pek aratmıyor maşallah. batıl inançlar, cehalet, fakirlik derken, zengin babasının sahip olduğu her şeyi gencecik yaşta miras alan ama cüceliği dolayısıyla halktan saklanan bir anlatıcımız var.
sürekli lanetler okuyan bir bakıcıyla büyüyen bu cüce ne zaman iyilik yapmaya kalksa pişman oluyor ve kötülüğe itiliyor. cidden her görüldüğü yerde taş atılmaktan, küfredilmekten, lanenlenmekten tutun da yüzünü yakmaya kadar neler neler yapılıyor. bizimki de gücünü kullanmaya başlayınca köyün erkekleri borçları silinsin vs diye karılarını kızlarını odasına göndermeye başlıyorlar.
etrafında sevdiği herkes, her şey yok edildikten sonra en sonunda bir çingeneden duyduğu gitar müziğiyle büyülenen cüce çok iyi gitar çalarak sevgi ve saygınlık kazanabileceğini sanıyor ama biz bile neler olacağını biliyoruz.
michel del castillo anlatıcıya sık sık halkı suçlamamak gerektiğini, fakirlik ve cehalet yüzünden böyle olduğunu söyletse de karnımız bu laflara tok bence. aynısını yaşıyoruz yeterince.
ama tabii yazar ön ve son sözde epey uzun sanat anlayışından bahsediyor, o zaman görüyoruz ki bu kitabı yazdı diye kendisini de çok eleştirmişler. vay karanlıkmış. yazarın hayatı kabus bu arada, annesinden tutun da ihanetini görmediği kimse yok. vah vah karanlık yazmış pardon.
sonuç olarak buradaki cüce de halk da epey mecazi bir biçimde yazarı, çektiklerini simgeliyor ve evet hayat karanlık zaten. insanlar cahil. ve kötü. üzgünüm bende pek umut yok bu ara.









