Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
insanlık için küçük benim için büyük bir adım olarak araba kullanırken sesli kitap dinledim. hayatımda ilk kez. tabii susurluk’ta artık esneye esneye bir hal olmuştum ama neyse yanlış kitap seçimi de olabilir.
✏️
şimdi ben zweig fanı değilimdir, yaşadıklarına çok üzülürüm o ayrı. “satranç”ı fena bulmam ama tabii yine de biraz metaforik bana göre. lise öğrencilerime biyografilerini sık sık okuturdum çünkü bence kurmaca dışında gerçekten çok usta.
✏️
şimdi bu mektup şeklindeki novella’ya halkımız bayılmış, bayılmış. “bilinmeyen bir kadının mektubu” isimsiz bir kadının ünlü yazar r’ye yazdığı uzun bir mektuptan oluşuyor. ama ne uzun mektup yareppim. 1,5 saati geçti okunması. ki arada kadın habire “yoruldum, kısa kesiyorum” dese de hiç öyle olmuyor anlattıkça anlatıyor.
✏️
dili çok güzel, su gibi akıyor, yutup’tan dinkediğim için çevirmen filan yazmamışlar maalesef ama kusursuzdu neredeyse. ama içeriği ve tekniği için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. bu kadar takıntıyı, bir kadının hayatını mahvetmesini ve bunu da aşk diye diye bize romantize etmesini dinlemek çok sinir bozucu. ayrıca 13 yaşında kendinden büyük yazara hayranlık besler, aşık olduğunu sanırsın da geçer gider yahu, ömrünü ona adamak, onunla birlikte olmak için planlar yapıp bunu hayata geçirmek de ne demek. zweig’in burada çizdiği yazar tiplemesi ayrı korkunç (tam dayaklık bir ıssız adam) kadının ömrünü nasıl geçirdiğini iyi bir şeymiş gibi ballandıra ballandıra sevgilim diye anlatması ayrı korkunç.
✏️
adamla ilk birlikteliğinden “senin parçan” diye doğurduğu çocuk, bu çocuğu büyütmek için seçtiği seçkin fahişelik, onunla evlenmek isteyen bir sürü adama yazarı düşünüp hayır demesi allahım saçmalıklar silsilesi… ağır obsesyon. ayrıca işin komik yanı adam katiyen bu kadını tanımıyor, sevişiyor, gününü gün ediyor, sonra kayboluyor, yıllar sonra yine… tanımıyor. bilinmeyen kadın adı oradan zaten. yani seni tanımaya dahi isteği olmayan bir adam uğruna mahvettiğin hayatı kadının aşkı diye bize anlatacak ne yaşadın zweig?
✏️
ayrıca bu denli uzun mektubun bir çırpıda yazılmasının fiziken imkansızlığı bir yana (sık mektup yazan biri olarak biliyorum o bilek ağrısını) ailesini anlatırken birden yok olmaları, çocuğun sadece fon olması, hiç kimsenin derinleşmemesi de bence büyük sorun kitap adına.
✏️
yine de kadının “seni suçlamıyorum” diyip diyip adamı suçlamasına epey güldüm, en azından bunu yaptı. ama çok iyi fikrim var diye bulunup yazılmış bir roman gibi maalesef. klasiklerde buna çok bakmamak lazım ama eril bakış açısı resmen can sıkıcı yoğunlukta. neyse biz yine kurmaca dışı zweig’dan devam.
























