Banu Yıldıran Genç
24 Şubat 2026
“kızıl meşe” sağ olsun hiç hazzetmediğim bozkırdan bir kere daha tiksindik :) pek çoğu birbirine bağlı öykülerin temelinde bozkırın ortasındaki bir kızıl meşe var ve doğa sevgisi hatta animizme yaklaşan bir inanış tabii batıl inançların da harmanlanmasıyla öykülerde kendini gösteriyor.
ilk öyküde anlatıcıyı biraz sorunlu buldum, ölüme koşan bir adamın böyle detaylı betimlemeleri, fikirleri olmamalı, olacaksa da ben anlatıcı olmamalı. anbean şöyle oluyor, nefes alamıyorum diye başlayıp olayların geçmişini sonra da bozkır felsefesini sorgulayan bu anlatıcı mantıken tanrı anlatıcı olmalıydı çünkü ben anlatıcı o an bunları yapamaz. zaten kapanış 3. tekil şahısla yapılıyor mecburen.
buradaki çıyan karakterine ikinci öyküde de rastlıyoruz. kızıl meşeye ise çokça rastlayacağız ama bozkırda tek başına denen kızıl meşe bir öyküde ormanların ortasında oluyor, kupkuru denen toz içindeki kasaba ve meşe nasıl ormanların içinde oldu, anlayamadım.
en çok “mefkure” öyküsünü ve “umut”u sevdim. birincisi yazarın bir anda gözümüzün önünde değişen nineyi çok güzel ve doğal bir biçimde dönüştürmesi ve dili dolayısıyla başarılı. umut ise değişen anlatıcıları, detaylar, diyalog ve davranışları ustaca aktarmasıyla. gözümüzün önünde her şeyi çok güzel canlandırıyor. ufuk bey’in mesleği bence öyküyü detaylarda parlatmış.
son öykü “orman” kitabın felsefesine çok uygun, böyle döngüsel finalleri severim ama benim için fazla mistik.
olay ağırlıklı öyküleri sevenlere ve iç anadolu’yla bir kere daha yüzleşmek isteyenlere öneririm.









