Ümit Mutlu
5 Mart 2026
Diktatörlük öyle daaaan diye gelmez. Gelince de, selam, ben geldim, demez. Yavaşça gelir. Bir gün bakmışız ki gelmiş.
Portekiz'e de öyle gelmiştir belki, belki de gelmemiştir, bilemiyorum. Ama şuna eminim; Saramago'nun dikta rejimi altında yazdığı bu öyküleri, ben bugün okuduğumda, kemiklerimin ta içinde hissedebiliyorum. Biliyorum ki bugün burada da aynı şeyler var -olacak.
Zaten delinin teki -ve benim için edebiyat tanrısı- olan Saramago, "Sandalye" adındaki ilk öyküde, bir sandalyenin devrilmesini ve üstündeki adamın düşüşünü 20 sayfa boyunca anlatabiliyor; ama okurken ben, Saramago'nun çaresizliğini, rejim altındaki ezilmişliğini iliklerime kadar hissedebiliyorum. Keza, "Nesneler" isimli muazzam öykü, "Görmek"teki şehre değişik açıdan bakıp, dikta rejimi altında yönetildiğinin farkında olmayan bir halkı anlatıyor, ülkenin öteki ucunda yaşanan bir savaşı ve halkın 'onlar'a bakışını gözler önüne seriyor, bir yandan da tüketimi körükleyerek varlığını sürdüren bir hükümete değiniyor.
Ya zaten benim, bu adamın yazdığı herhangi bir şeyi beğenmeme lüksüm yok. Çarpılırım.
"İki tarafın anlattıklarına kulak verip suya sabuna dokunmadan tarafsız kalmaktan kolay bir şey yoktur şu dünyada, çünkü bu sayede zinanın âlâsını işleyip vicdanımızı temiz tuttuğumuzu iddia edebiliriz."












